Eylül ayının sonlarında ABD ve İranlı müzakereciler, ilk kez dolaylı görüşmeler gerçekleştirdi. Bu gelişme, Washington ile Tahran arasında yıllardır süren gerginliğin ardından diplomatik bir kanalın yeniden açılması anlamına geliyor. Görüşmeler, ABD'nin “The Adversarial” adlı yayınında “Güç Gösterileri ve Gerilim İşaretleri” başlığıyla duyuruldu. Aynı dönemde Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore ve cihatçı gruplar gibi ABD'nin başlıca rakipleriyle ilgili analizler de gündemde.
Görüşmelerin Arka Planı ve Tarafların Pozisyonları
ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmeler, 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) ardından yaşanan belirsizlik ortamında gerçekleşti. Eski Başkan Donald Trump'ın 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları yeniden uygulamaya koyması, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmasına yol açtı. Tahran, nükleer programının barışçıl olduğunu savunurken, Batılı ülkeler İran'ın silah kapasitesine ulaşma potansiyelinden endişe ediyor. Eylül sonundaki dolaylı görüşmeler, tarafların yüz yüze gelmeden, arabulucular aracılığıyla mesaj alışverişinde bulunduğu bir formatta gerçekleşti. İran tarafı, yaptırımların kaldırılmasını ve ekonomik ilişkilerin normale dönmesini talep ederken, ABD yönetimi nükleer programın sınırlandırılması ve bölgesel istikrarın sağlanması konusunda güvence istiyor. Uzmanlar, bu tür dolaylı temasların güven artırıcı adımlar için zemin hazırlayabileceğini, ancak kapsamlı bir anlaşmanın zaman alacağını belirtiyor.
İran'ın bölgesel politikaları da görüşmelerin önemli bir boyutunu oluşturuyor. Tahran'ın Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'daki etkisi, ABD ve müttefikleri için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. İran destekli grupların faaliyetleri, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan ile yaşanan gerginliklerde kendini gösteriyor. Dolaylı görüşmelerde bu konuların ne ölçüde ele alındığı bilinmiyor; ancak ABD'nin İran'dan bölgesel istikrarı bozan eylemlerden vazgeçmesini talep etmesi bekleniyor. İran ise ABD'nin Orta Doğu'daki varlığını sorguluyor ve yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programında esneklik gösterebileceğini ima ediyor.
Küresel Rekabetin Yansımaları
ABD-İran görüşmeleri, sadece ikili ilişkiler açısından değil, aynı zamanda küresel güçler arasındaki rekabet bağlamında da değerlendirilmeli. Çin ve Rusya, İran ile ekonomik ve askeri ilişkilerini derinleştirirken, ABD'nin yaptırımlarına rağmen Tahran ile ticaret yapmaya devam ediyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve 2021'de imzalanan 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşması ile ilişkilerini stratejik bir çerçeveye oturttu. Rusya ise Suriye'deki askeri varlığı ve enerji projeleri üzerinden İran ile işbirliği yapıyor. Bu durum, ABD'nin İran'a yönelik baskı politikalarının etkinliğini sorgulatıyor. Dolaylı görüşmelerin olumlu sonuçlanması, ABD'nin Orta Doğu'daki konumunu güçlendirebilir ve Çin-Rusya eksenine karşı bir denge unsuru oluşturabilir. Ancak anlaşmazlık devam ederse, İran'ın Doğu'ya yönelmesi ve bölgesel gerilimin artması riski var.
Diğer yandan, Kuzey Kore ve cihatçı gruplar gibi diğer rakiplerle ilgili gelişmeler de ABD'nin küresel stratejisini etkiliyor. Kuzey Kore'nin füze denemeleri ve nükleer programı, Asya-Pasifik'te istikrarsızlık yaratırken, cihatçı grupların Afrika ve Orta Doğu'daki varlığı güvenlik tehdidi oluşturuyor. ABD'nin bu çok cepheli rekabette kaynaklarını nasıl dağıtacağı, İran ile yürütülen diplomasinin seyrini de belirleyecek. Uzmanlar, ABD'nin aynı anda birden fazla cephede mücadele etmesinin zorluğuna dikkat çekiyor ve önceliklendirme yapması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran dolaylı görüşmeleri, Türkiye'nin dış politikası ve güvenliği açısından yakından takip edilmesi gereken bir gelişme. Türkiye, İran ile uzun sınır komşuluğu ve ekonomik ilişkileri nedeniyle bölgesel istikrarı önemsiyor. Yaptırımların kaldırılması, Türkiye-İran ticaretini olumlu etkileyebilir ve enerji işbirliğini güçlendirebilir. Ancak İran'ın nükleer programında ilerleme kaydetmesi, bölgesel silahlanma yarışını tetikleyerek Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir. Ayrıca, ABD'nin İran ile anlaşması, Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki konumunu ve Orta Doğu'daki denge politikalarını etkileyebilir. Türkiye, diplomasiye destek verirken, kendi güvenlik çıkarlarını korumak için aktif bir rol üstlenmeli.