ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik büyük bir askeri tırmanış tehdidinde bulunmasının ardından, Amerikan ordusunun potansiyel bir büyük çaplı operasyona hazırlandığına dair işaretler artıyor. Ancak uzmanlar, köprüleri, su tesislerini ve elektrik santrallerini hedef alacak yoğun bir hava saldırı kampanyasının bile İran'ı diz çöktürmeyeceği konusunda şüpheci. Trump yönetimi, İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri üzerindeki baskıyı artırmayı hedeflerken, böyle bir askeri harekatın sonuçlarının hem bölgesel hem de küresel düzeyde yıkıcı olabileceği belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı
ABD'nin İran'a yönelik askeri seçenekleri masada tutma stratejisi, son haftalarda somut adımlara dönüşmeye başladı. Savunma Bakanlığı yetkilileri, Basra Körfezi'ne ek savaş uçağı filosu ve donanma gemisi konuşlandırıldığını doğrularken, B-52 stratejik bombardıman uçaklarının bölgedeki üslerde hazır bekletildiği bildiriliyor. Bu hareketlilik, 2020 yılında General Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan operasyon öncesindeki hazırlık aşamasını andırıyor. Ancak uzmanlar, Trump'ın seçim vaatlerinden biri olan 'savaşlardan çekilme' söylemiyle çelişen bu adımların, aslında İran'ı müzakere masasına zorlamak için bir pazarlık kozu olabileceğini değerlendiriyor.
İran tarafı ise bu tehditlere karşılık olarak, nükleer programında yeni adımlar atacağını ve uranyum zenginleştirme kapasitesini artıracağını duyurdu. Tahran yönetimi, ülkenin altyapısına yönelik olası bir saldırıya karşı, Hürmüz Boğazı'nı kapatma ve bölgedeki ABD üslerini vurma tehdidini yineliyor. Bu karşılıklı tehditler, tansiyonun daha da yükselmesine neden olurken, uluslararası toplumdan itidalli olunması çağrıları geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'a yönelik olası bir askeri operasyon, yalnızca ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyecek bir domino etkisi yaratabilir. İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, İran'ın nükleer tehdidine karşı ABD'nin sert tutumunu desteklerken, Rusya ve Çin ise Tahran'a diplomatik destek sinyali veriyor. Özellikle Rusya'nın İran'a gelişmiş hava savunma sistemleri tedarik etmesi, ABD'nin hava harekâtının maliyetini ve riskini artırabilir. Küresel enerji piyasalarında ise, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol sevkiyatının sekteye uğraması durumunda ham petrol fiyatlarının rekor seviyelere çıkabileceği uyarıları yapılıyor. Bu durum, dünya ekonomisini henüz toparlanma aşamasındayken yeni bir şokla karşı karşıya bırakabilir.
Analistler, ABD'nin İran'a yönelik büyük bir saldırı başlatması halinde, bunun sadece askeri bir mesele olmadığını; bölgesel güç dengelerini, uluslararası hukuku ve küresel güvenlik mimarisini de derinden etkileyecek stratejik bir karar olacağını vurguluyor. İran'ın güçlü savunma kapasitesi ve bölgedeki yaygın vekil ağı, ABD'nin kısa süreli bir hava kampanyasıyla sonuç almasını zorlaştırıyor. Uzmanlar, bu tür bir girişimin Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki İran destekli gruplar aracılığıyla bölgesel bir çatışmaya dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a olası askeri müdahalesi, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek stratejik bir gelişmedir. Öncelikle, İran ile komşu olan Türkiye, sınır güvenliği ve göç akınları konusunda yeni risklerle karşılaşabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığı İran'dan doğalgaz ve petrol sevkiyatı, olası bir çatışma ortamında kesintiye uğrayabilir. Türkiye, böyle bir krizde hem NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini dengelemek hem de İran ile ekonomik ve diplomatik bağlarını korumak zorunda kalacak. Bu durum, Türk dış politikasının çok yönlü dengelerini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir. Bölgesel istikrarın bozulması, PKK gibi terör örgütlerinin faaliyet alanını genişletmesine de zemin hazırlayabilir; bu da Türkiye'nin güvenlik önceliklerini doğrudan etkileyen bir faktördür.