2001 yılında ABD'de posta yoluyla gerçekleştirilen şarbon saldırılarının üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen, ülke biyolojik savaşa karşı hâlâ hazırlıksız. Saldırılarda beş kişi hayatını kaybetmiş, 17 kişi enfekte olmuştu. Uzmanlar, ulusal bir biyolojik kriz anında halkın yardımına koşacak kurumların yıllar içinde zayıfladığını ve hükümetin kriz yönetimi kapasitesini yitirdiğini belirtiyor.
Şarbon Saldırılarının Ardından Yapılanlar ve Yapılamayanlar
2001 sonbaharında, 11 Eylül saldırılarının hemen ardından ABD'yi sarsan şarbon mektupları, Florida, New York ve Connecticut'ta posta merkezlerini ve haber bürolarını hedef almıştı. Amerikan posta sistemi üzerinden gönderilen sporlar, beş kişinin ölümüne yol açtı. Olayın ardından hükümet, biyolojik savunma alanında önemli adımlar attı: Biyolojik ve Toksin Silahlar Sözleşmesi'ne uyum çabaları hızlandı, halk sağlığı sistemleri güçlendirildi ve stratejik stoklar oluşturuldu. Ancak 2010'lu yıllardan itibaren bu alandaki yatırımlar azaldı ve kurumsal kapasite erozyona uğradı. Özellikle pandemi döneminde görülen koordinasyon sorunları, biyolojik tehditlere karşı kırılganlığı gözler önüne serdi.
Bugün ABD'de biyolojik saldırıları tespit etmek ve müdahale etmekle görevli birimler arasında Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), Stratejik Ulusal Stok ve yerel sağlık departmanları bulunuyor. Fakat uzmanlara göre bu kurumlar arasındaki eşgüdüm yetersiz; personel sirkülasyonu ve bütçe kesintileri, acil durum müdahale planlarının etkinliğini düşürdü. Örneğin, 2020'de COVID-19 salgını sırasında eyaletler arası bilgi paylaşımı ve kaynak dağıtımı ciddi aksaklıklara uğradı. Bu deneyim, biyolojik bir saldırı durumunda benzer kaosun yaşanabileceğini gösteriyor.
Ayrıca, biyoteknoloji alanındaki hızlı gelişmeler yeni riskler yaratıyor. Laboratuvarlarda sentetik biyoloji kullanılarak patojenlerin yeniden üretilmesi veya modifiye edilmesi mümkün hale geldi. Uzmanlar, uluslararası denetim mekanizmalarının yetersizliğine dikkat çekiyor. 2001 saldırılarının faili hâlâ kesin olarak aydınlatılamamışken, gelecekte daha sofistike saldırıların önlenmesi için küresel işbirliğinin şart olduğu vurgulanıyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Biyolojik silahlar, sadece hedef ülkeyi değil, tüm dünyayı etkileyebilecek potansiyele sahip. Şarbon sporları, hava yoluyla yayılabilir ve sınır tanımaz. Bu nedenle uluslararası toplum, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve BM Güvenlik Konseyi'nin 1540 sayılı kararı gibi mekanizmalarla önlem almaya çalışıyor. Ancak denetim ve yaptırım gücü sınırlı. ABD'nin kendi içindeki hazırlıksızlığı, ittifak sisteminde de güven sarsıcı bir etki yaratıyor. NATO bünyesinde biyolojik savunma tatbikatları düzenlense de, üye ülkeler arasında kapasite farklılıkları büyük.
Orta Doğu ve Asya'da biyolojik silah programı iddiaları zaman zaman gündeme geliyor. Örneğin Suriye'nin kimyasal silah kullanımı belgelenmiş durumda; biyolojik alanda da riskler mevcut. Kuzey Kore'nin biyolojik silah kapasitesi ise uluslararası endişe kaynağı. Bu ortamda ABD'nin biyolojik savunma konusundaki zafiyeti, küresel istikrarı olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, jeopolitik konumu gereği hem doğal salgınlar hem de olası biyolojik saldırılar açısından risk altında. Suriye ve Irak sınırlarındaki istikrarsızlık, kimyasal ve biyolojik materyalin yasa dışı ticaretine zemin hazırlayabilir. Türkiye'nin kendi biyolojik savunma kapasitesini güçlendirmesi, halk sağlığı altyapısını ve istihbarat ağlarını bu tehdide karşı hazırlaması kritik. NATO üyesi olarak ittifak içi işbirliği önemli; ancak ABD'nin yaşadığı koordinasyon sorunları, Türkiye'nin kendi kendine yeterliliğini artırması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, biyolojik tehditlere karşı uluslararası işbirliği, Türkiye'nin bölgesel güvenlik stratejisinin bir parçası olmalı.