ABD ile İran arasındaki gerilim, tarafların kesin bir askeri zafer elde edememesi ve Washington'un hedeflerinin sürekli değişmesi nedeniyle kalıcı bir çözüme ulaşmakta zorlanıyor. Bloomberg Economics Savunma Lideri Becca Wasser, bu durumun iki ülke arasındaki çatışmanın uzun süreli bir savaşa dönüşme riskini artırdığını söyledi. Wasser, Bloomberg This Weekend programında Joe Mathieu ve Carol Massar'a yaptığı açıklamalarda, tarafların birbirlerini yıpratma stratejisinin çatışmayı derinleştirebileceğini vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ile İran arasındaki gerilim, uzun yıllardır devam eden nükleer müzakereler, bölgesel nüfuz mücadelesi ve ekonomik yaptırımlar etrafında şekilleniyor. Son dönemde Basra Körfezi'nde ticari gemilere yönelik saldırılar, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması ve ABD'nin bölgeye askeri takviye yapmasıyla tırmanan kriz, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi. Ancak ne ABD ne de İran, karşı tarafa karşı kesin bir askeri üstünlük sağlayabilecek durumda görünüyor. ABD'nin askeri gücü tartışmasız üstün olsa da, İran'ın asimetrik savaş taktikleri ve bölgedeki vekil güçleri, ABD'ye maliyetli bir çatışmayı dayatabilir.
Wasser, ABD'nin İran'a yönelik politikasının belirsizliğine dikkat çekerek, "Washington'un hedefleri sürekli değişiyor. Bu da sahadaki komutanların ve diplomatların işini zorlaştırıyor. Bir gün rejim değişikliği hedeflenirken, diğer gün sadece nükleer programın durdurulması hedefleniyor. Bu belirsizlik, sürdürülebilir bir strateji geliştirmeyi engelliyor" dedi. İran tarafında ise, ülke ekonomisi yaptırımlar nedeniyle zor durumda olmasına rağmen, liderlik uzun süreli bir çatışmaya dayanabileceğini gösteriyor. İran'ın balistik füze envanteri ve bölgedeki nüfuz ağı, ABD'ye karşı misilleme kapasitesini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran çatışmasının uzaması, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu'yu ve küresel enerji piyasalarını olumsuz etkileme potansiyeline sahip. Basra Körfezi'ndeki petrol geçiş yollarının güvenliği, dünya enerji arzı için kritik önem taşıyor. Olası bir çatışma, petrol fiyatlarında keskin bir artışa ve küresel ekonomide durgunluğa yol açabilir. Ayrıca, bölgedeki vekil güçler (Hizbullah, Husiler, Irak'taki milisler) çatışmaya dahil olursa, Lübnan, Yemen ve Irak'ta da insani krizler derinleşebilir.
Uzmanlar, tarafların doğrudan savaşa girmek yerine karşılıklı caydırıcılık ve sınırlı saldırılarla çatışmayı yönetmeye çalışacağını öngörüyor. Ancak bir yanlış hesaplama ya da beklenmedik bir olay, kontrol edilemeyen bir çatışmaya sürükleyebilir. Wass'ın uyarıları, küresel piyasaların ve diplomatik çevrelerin dikkatini bu risk üzerinde yoğunlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran'la hem de ABD ile ilişkilerini dengelemeye çalışan bir ülke olarak bu krizden doğrudan etkilenebilir. Olası bir çatışma, Türkiye'nin güney sınırlarında istikrarsızlık yaratabilir ve bölgesel ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, enerji ithalatının önemli bir kısmını bölgeden karşılayan Türkiye, petrol fiyatlarındaki olası bir artıştan ekonomik olarak zarar görebilir. Türkiye'nin bu süreçte hem ABD hem İran ile diyalog kanallarını açık tutması ve bölgesel istikrarı savunan bir tutum sergilemesi beklenir. Ankara'nın arabuluculuk girişimleri, krizin yumuşatılmasında önemli bir rol oynayabilir.