ABD ile İran arasında umut vaat eden barış müzakereleri, Başkan Donald Trump'ın anlaşmaya yakın olduklarını iddia etmesine rağmen tıkanma noktasına geldi. Tahran yönetimi ise herhangi bir anlaşmanın yakın olduğu yönündeki açıklamaları yalanlarken, ABD'nin seçtiği hedeflerin uluslararası hukuka aykırı olabileceği tartışması, müzakerelere ayrı bir boyut kazandırdı. Trump'ın dün yaptığı açıklamada, İran'a yönelik planlanan saldırının son anda iptal edildiğini ve iki ülke arasında barış anlaşmasına çok yaklaşıldığını belirtmesi, Washington ve Tahran arasındaki gerilimli süreci yeni bir aşamaya taşıdı. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abbas Musevi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, 'Herhangi bir yakın anlaşmadan haberdar değiliz. Bu tür iddialar gerçeği yansıtmamaktadır' ifadelerini kullandı. Gelişmeler, uluslararası kamuoyunda ABD'nin Ortadoğu politikasının hukuki ve etik sınırlarına ilişkin soru işaretlerini artırdı.
ABD'nin hedef seçimleri savaş suçu tartışmasını alevlendirdi
ABD'nin İran'a yönelik olası askeri müdahalesinde seçtiği hedeflerin, sivil altyapıya zarar verme riski taşıması ve uluslararası insancıl hukuk ilkelerine aykırı olması, hukuk uzmanlarının dikkatini çekiyor. Cenevre Sözleşmeleri ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) statüsüne göre, askeri gereklilikle orantısız sivil zararları savaş suçu kapsamına giriyor. Harvard Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Gabriella Blum, 'Hedef seçimlerinde orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi durumunda, ABD'li yetkililer UCM tarafından soruşturulabilir. Ancak ABD, UCM'yi tanımadığı için bu soruşturmaların fiili bir yaptırıma dönüşmesi zor' diyor. Yine de, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'in konuya ilişkin açıklamaları, uluslararası toplumun bu konudaki hassasiyetini ortaya koyuyor.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilileri, hedeflerin 'meşru askeri hedefler' olduğunu savunurken, sivil kayıpları en aza indirmek için 'azami hassasiyet' gösterildiğini iddia ediyor. Ancak İran'a yakın kaynaklar, ABD'nin İran Devrim Muhafızları'nın komuta merkezleri ve nükleer tesisleri hedef aldığını, bunun da bölgesel bir savaş riskini beraberinde getirdiğini belirtiyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 'Bu tür tehditler bölgeyi kaosa sürükler. Biz barışçıl bir çözümden yanayız, ancak baskıya boyun eğmeyeceğiz' şeklinde konuştu.
Bölgesel ve küresel boyut: Diplomatik çabalar yetersiz mi?
ABD-İran gerginliği, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyen bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefiki Körfez ülkeleri, olası bir çatışmadan endişe duyarken, Rusya ve Çin'in İran'a diplomatik desteği, krizi küresel bir güç mücadelesine dönüştürüyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 'Müzakerelere dönülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Gerilimin tırmanması kimseye fayda sağlamaz' ifadelerini kullandı. Öte yandan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, ABD'nin hedef seçimlerine ilişkin bir araştırma başlatabileceğini duyurarak, krize insan hakları boyutunu ekledi.
Uzmanlar, Trump'ın barış anlaşmasına yakın olduğu yönündeki açıklamalarının, Kasım ayındaki başkanlık seçimleri öncesi seçim stratejisinin bir parçası olabileceğini belirtiyor. Diplomatik bir başarı hikâyesi yaratmak isteyen Trump'ın, İran'ı müzakere masasına zorlamak için ekonomik yaptırımları ve askeri tehdidi bir arada kullandığı görülüyor. Ancak İran'ın nükleer programını sürdürme kararlılığı ve bölgesel milis güçleri üzerindeki etkisi, anlaşmayı zora sokuyor. Tahran yönetimi, öncelikle Trump döneminde uygulanan tüm yaptırımların kaldırılmasını ve 2015 nükleer anlaşmasındaki (Kapsamlı Ortak Eylem Planı - KOEP) taahhütlerin tam olarak yerine getirilmesini talep ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliği, Türkiye'nin yakın coğrafyasında doğrudan güvenlik riski oluşturuyor. İran'la sınır komşusu olan Türkiye, olası bir askeri çatışmada insani yardım akını, enerji arz kesintileri ve sıcak çatışmanın Güneydoğu Anadolu'ya sıçraması gibi risklerle karşı karşıya. Türkiye, iki ülkeyle de ekonomik ve diplomatik ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, özellikle İran'dan doğalgaz ithalatı ve Irak üzerinden ticaret yolları kritik önem taşıyor. Ankara, ABD-İran anlaşmazlığının diyalogla çözülmesini desteklemekte ve bölgesel istikrarın korunması için aktif bir arabuluculuk rolü oynamaktadır. Aksi takdirde, krizin Suriye ve Irak'taki güç dengelerini altüst etmesi ve Türkiye'nin güney sınırlarındaki tehditleri artırması kaçınılmaz görünüyor.