ABD ile İran arasında varılan geçici ateşkes, diplomasi trafiğinin en kolay adımı olarak görülüyor. Taraflar, askeri tırmanışı durdurmak konusunda mutabık kalsa da asıl mücadelenin yakında başlayacağı belirtiliyor. Washington, Tahran’ın nükleer faaliyetlerini kısıtlamasını, bölgesel vekil güçlere verdiği desteği kesmesini ve insan hakları ihlallerine son vermesini istiyor. İran ise yaptırımların kaldırılması, egemenliğine saygı gösterilmesi ve bölgesel rolünün tanınması konusunda ısrarcı. Bu temel farklılıklar ateşkesi sürdürülebilir kılmak için müzakereleri çetin kılıyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ile İran arasındaki gerginlik, son iki yılda Körfez sularında yaşanan tanker saldırıları, Yemen’deki Husilere yönelik İran desteği ve İran’ın uranyum zenginleştirmesini %60 seviyesinin üzerine çıkarmasıyla zirveye ulaştı. Mart 2025’te Umman aracılığıyla başlayan dolaylı görüşmeler, Haziran ayında geçici bir ateşkes anlaşmasıyla sonuçlandı. Anlaşmanın ilk aşaması, Basra Körfezi’nde ticari gemilerin güvenli geçişi, nükleer tesislerin denetlenmesine izin verilmesi ve esir takasını içeriyor. Ancak ikinci aşama, asıl anlaşmazlık konularına odaklanıyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, “Ateşkes, düşmanlığın sonu değil, diyaloğun başlangıcıdır” derken, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ise “Somut adımlar olmadan havada kalan bir anlaşmayı kabul etmeyiz” uyarısında bulundu. Taraflar arasındaki güvensizlik, eski anlaşmaların başarısızlığına dayanıyor: 2015 Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) ABD’nin 2018’de tek taraflı çekilmesiyle çökmüş, İran da anlaşma yükümlülüklerini askıya almıştı. Bu kez daha kapsamlı bir çerçeve oluşturulması hedeflense de uzmanlar İran’ın nükleer pazarlık gücünü elinde tutmak için zaman kazanmaya çalışabileceğini söylüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran ateşkesinin bölgesel yansımaları geniş olacak. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın Yemen’deki Husilere silah akışının sona ermesi koşuluna öncelik veriyor. Husilerin Kasım 2023’ten bu yana Kızıldeniz’de ticari gemilere saldırması, küresel tedarik zincirlerini sekteye uğratmıştı. İsrail ise İran’ın nükleer programının tamamen durdurulmasını talep ediyor. Tel Aviv, Tahran’ın zenginleştirme kapasitesini sınırlamayan herhangi bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini açıkladı.
Küresel ölçekte ise bu gelişme, enerji piyasalarında rahatlama yarattı. Brent petrol fiyatları ateşkes haberinin ardından %4 geriledi. Uzmanlar, anlaşmanın kalıcı olması halinde İran’ın günde 2 milyon varillik ihracat kapasitesine geri dönebileceğini ve bunun petrol fiyatlarını istikrara kavuşturacağını belirtiyor. Ancak müzakerelerin tıkanması halinde tırmanış riski devam ediyor. BM ve AB, sürecin sürdürülebilir olması için taraflara esnek olma çağrısı yaparken, Rusya ve Çin anlaşmanın kendi jeopolitik çıkarlarına göre şekillenmesini istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran gerginliğinden doğrudan etkilenen bir bölge ülkesi olarak bu ateşkesi yakından izliyor. Ankara, Tahran’la 25 milyar dolarlık ticaret hacmini koruma arzusunda, ancak ABD yaptırımlarına takılmamak için dikkatli bir denge politikası yürütüyor. Ateşkesin kalıcı olması, Türkiye’nin enerji maliyetlerini düşürebilir ve İran’dan doğalgaz ithalatını kolaylaştırabilir. Öte yandan, İran’ın bölgesel nüfuzunun sınırlanması, Türkiye’nin Suriye, Irak ve Karabağ’daki çıkarları açısından hem fırsat hem risk barındırıyor. Ankara, PKK/PYD faktörü nedeniyle ABD’nin bölgedeki varlığını da tartarken, Tahran’la işbirliğini sürdürmenin yollarını arıyor. Özetle, ateşkesin başarısı Türk dış politikasına manevra alanı açarken, başarısızlık yeni bir kriz dalgasını tetikleyebilir.