ABD ile İran arasında imzalanan çerçeve anlaşma, uluslararası toplumda temkinli bir iyimserlik yaratırken, uzmanlar anlaşmanın henüz tam anlamıyla rafa kaldırılmadığını ve önümüzdeki haftalarda kritik eşiklerin aşılması gerektiğini belirtiyor. Anlaşmanın nihai metni üzerinde mutabakat sağlanması halinde, Tahran'ın nükleer programının kısıtlanması ve ekonomik yaptırımların hafifletilmesi yoluyla bölgesel istikrarın artması bekleniyor; ancak her iki tarafta da sertlik yanlılarının anlaşmayı sabote etme ihtimali yüksek.
Anlaşmanın arka planı ve temel maddeleri
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, varılan çerçeve anlaşmanın İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini sınırlandırmayı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetimlerine izin vermeyi öngördüğü belirtildi. Buna karşılık, ABD ve müttefikleri İran'a uygulanan petrol ambargosu ve finansal yaptırımları kademeli olarak kaldıracak. Ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesi için ABD Kongresi'nin onayı ve İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in desteği gerekiyor. Her iki tarafta da anlaşmaya karşı güçlü bir muhalefet mevcut; ABD'de Cumhuriyetçiler İran'a verilecek her türlü tavizi ulusal güvenliğe tehdit olarak görürken, İran'da muhafazakâr kesimler anlaşmayı Batı'ya teslimiyet olarak nitelendiriyor.
Analistler, en kritik konunun İran'ın balistik füze programı ve bölgesel vekil güçleri aracılığıyla yürüttüğü faaliyetler olduğunu vurguluyor. Anlaşma metninde bu konuların kapsam dışı bırakılması, İran'ın Yemen'deki Husilere ve Lübnan'daki Hizbullah'a verdiği desteğin kesintisiz sürmesine olanak tanıyabilir. Bu durum, özellikle Suudi Arabistan ve İsrail başta olmak üzere bölge ülkelerinde ciddi endişelere yol açıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Anlaşmanın akıbeti sadece ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Orta Doğu'nun jeopolitik dengelerini etkileyecek. İran'ın nükleer dosyası, 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) 2018'de ABD'nin tek taraflı çekilmesiyle rafa kalkmış, ardından İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmıştı. Şimdi varılan yeni çerçeve, KOEP'in ruhunu yeniden canlandırma potansiyeli taşıyor. Ancak Putin yönetimindeki Rusya ve Çin'in İran'la artan askeri-ekonomik işbirliği, Batı'nın tahıl koridoru benzeri bir başarıyı tekrarlamasını zorlaştırabilir.
BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin tutumu da belirleyici olacak. Fransa ve Almanya, İran'ın füze programının da anlaşmaya dahil edilmesi için baskı yaparken, Rusya ve Çin daha esnek bir yaklaşım sergileyerek Tahran'ı destekleme eğiliminde. Bu karmaşık denklem, önümüzdeki aylarda Viyana'da yapılacak müzakerelerin seyrini belirleyecek. Uzmanlar, anlaşmanın tam anlamıyla hayata geçmesi halinde petrol fiyatlarında düşüş ve küresel enerji piyasalarında rahatlama olabileceğini öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran anlaşmasını yakından takip ediyor. İran'la Doğalgaz ve petrol ticaretinin yanı sıra sınır güvenliği ve terörle mücadele konularında ortak çıkarları bulunan Ankara, anlaşmanın başarısız olması halinde bölgede yeni bir göç dalgası ve çatışma riskinin artacağını değerlendiriyor. Ayrıca, yaptırımların hafiflemesi Türkiye'nin İran ile ticaretini artırabilir ve enerji maliyetlerini düşürebilir. Ancak İran'ın bölgesel nüfuzu artarsa, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki varlığıyla doğrudan rekabete girebilir. Bu nedenle Türk diplomasisi, anlaşma sürecinde dengeli bir pozisyon korurken, hem ABD hem de İran ile kanalları açık tutmaya özen gösteriyor.