ABD ile İran arasında imzalanması planlanan barış anlaşmasının detayları, tarafların müzakerelerde birbirleriyle çelişen açıklamalar yapması nedeniyle hâlâ muğlaklığını koruyor. 19 Haziran Cuma günü İsviçre'de resmî olarak imzalanması beklenen mutabakat zaptının (memorandum of understanding) kesin şartları kamuoyuyla paylaşılmadı. Hem Washington hem Tahran yönetimleri, müzakere masasında anlaştıkları noktaları farklı yorumluyor; bu durum, anlaşmanın kapsamı ve bağlayıcılığı konusunda soru işaretleri doğuruyor.
Gelişmenin Arka Planı: Nükleer Dosyadan Bölgesel Güce
İki ülke arasındaki gerilim, 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) 2018'de ABD'nin tek taraflı çekilmesiyle tırmanmıştı. O tarihten bu yana İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini anlaşma sınırlarının çok ötesine taşıyarak yüzde 60 saflığa ulaştırdı ve uluslararası denetimleri kısıtladı. Biden yönetimi, göreve geldikten sonra diplomatik kanalları yeniden açmak için dolaylı görüşmelere başladı. Mevcut anlaşma taslağının, İran'ın nükleer programına sınırlama getirilmesi karşılığında yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını öngördüğü belirtiliyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı, anlaşmanın “İran'ın savunma kapasitesini ve bölgesel nüfuzunu hiçbir şekilde kısıtlamadığını” vurgularken; ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “İran’ın balistik füze programı ve milis güçlerine verdiği destek ele alınmadan kapsamlı bir anlaşmadan söz edilemeyeceğini” ifade etti. Bu çelişki, anlaşmanın yalnızca nükleer dosyayla mı sınırlı kalacağı yoksa bölgesel güvenlik dinamiklerini de mi kapsayacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Körfez'den Avrupa'ya Uzanan Etkiler
Anlaşmanın akıbeti, yalnızca iki ülkeyi değil, Körfez monarşilerini, İsrail'i, Avrupa Birliği'ni ve enerji piyasalarını da yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın nükleer faaliyetlerinin yanı sıra Yemen, Suriye ve Irak'taki nüfuzundan endişe duyuyor. İsrail Başbakanı, bu hafta yaptığı açıklamada “İran’a verilecek her taviz, bölgede yeni bir terör dalgasına yol açar” uyarısında bulundu. Avrupa Birliği ise anlaşmayı memnuniyetle karşılamakla birlikte, İran’ın insan hakları ihlalleri ve balistik füze denemeleri nedeniyle yaptırımların tamamen kalkmasına sıcak bakmıyor. Öte yandan, İran ekonomisi üzerindeki yaptırım baskısının hafiflemesi, küresel petrol arzında beklenen artışla birlikte enerji fiyatlarını aşağı çekebilir. Uzmanlar, anlaşmanın imzalanması hâlinde İran’ın günlük 1-1,5 milyon varil petrolü piyasaya sürebileceğini tahmin ediyor. Ancak ABD iç siyasetindeki Cumhuriyetçi muhalefet ve İran’daki muhafazakâr kanadın anlaşmaya yönelik eleştirileri, sürecin önümüzdeki aylarda sekteye uğrama riskini barındırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’la enerji ticareti ve komşuluk ilişkileri bakımından anlaşmanın sonuçlarından doğrudan etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Yaptırımların hafiflemesi, Türkiye’nin İran’dan doğalgaz ve petrol ithalatını kolaylaştırabilir; ayrıca iki ülke arasındaki ticaret hacminin (2024’te yaklaşık 8,5 milyar dolar) artmasına katkı sağlayabilir. Güvenlik boyutunda ise anlaşma, PKK/PYD ve diğer terör örgütlerine karşı iş birliği fırsatı yaratabileceği gibi, İran’ın bölgesel politikalarının (Suriye, Irak) Türkiye’nin çıkarlarıyla çatışabileceği alanları da beraberinde getirecektir. Ankara, bu süreçte dengeli bir diplomasi izleyerek hem Batı ittifakı içindeki konumunu korumayı hem de Tahran’la pragmatik ilişkisini sürdürmeyi hedefleyecektir.