WASHINGTON, 11 Ağustos - Dört önde gelen ABD'li insan hakları örgütü Salı günü Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (UCM) çökertme kampanyasına karşı dava açtı. Davacılar, bu girişimin anayasaya aykırı olduğunu savunuyor. American Civil Liberties Union (ACLU), Human Rights First, Democracy Forward Foundation ve Protect Democracy adlı kuruluşlar tarafından açılan dava, ABD hükümetinin UCM personeline yönelik yaptırım ve vize kısıtlamaları uygulama yetkisini sorguluyor. Trump yönetimi, UCM'nin Afganistan'da işlenen savaş suçlarına ilişkin soruşturmasına karşılık olarak mahkeme yetkililerine ekonomik yaptırımlar ve seyahat kısıtlamaları getirmişti.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, UCM'nin Afganistan'daki çatışmalarda Amerikan askerleri ve istihbarat personelinin işlediği iddia edilen savaş suçlarına yönelik soruşturma başlatma kararına sert tepki göstermişti. Haziran ayında başkanlık kararnamesi yayımlayan ABD Başkanı Donald Trump, UCM personeline yaptırım uygulanmasını ve vize verilmemesini öngören yetkiyi kullanmıştı. Bu kararname, UCM Başsavcısı Fatou Bensouda ve Mahkeme'nin Başkanı Chile Eboe-Osuji'yi hedef alıyordu. Bensouda, 2016 yılında Afganistan'da tarafların işlediği iddia edilen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlara ilişkin ön inceleme başlatmıştı. Soruşturma, Taliban ve Afgan güçlerinin yanı sıra ABD askerleri ve CIA personelinin de işlediği iddia edilen suçları kapsıyor. ABD yönetimi, UCM'nin Amerikan vatandaşları üzerinde yargı yetkisine sahip olmadığını ve bu soruşturmanın egemenlik haklarını ihlal ettiğini savunuyor.
Nisan ayında UCM'nin temyiz dairesi, Bensouda'nın Afganistan'da soruşturma açma talebini onaylamıştı. Bu karar, Trump yönetiminin tepkisini daha da artırmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, yaptırımların UCM'nin siyasi motivasyonlu soruşturmalarına bir son verme amacı taşıdığını belirtmişti. Pompeo, 'UCM'nin bu soruşturması, Amerikan askerlerini ve üst düzey yetkililerini yargılama girişimidir' demişti. Ancak insan hakları örgütleri, bu yaptırımların uluslararası hukuku baltaladığını ve soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla mücadeleyi zayıflattığını ifade ediyor.
Davacılar, Trump'ın yetki kullanımının ayrıca kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğunu ve başkanın dış politika alanında sınırsız yetkiye sahip olmadığını öne sürüyor. Dava dilekçesinde, yaptırımların ABD'li insan hakları savunucularının UCM ile işbirliği yapma özgürlüğünü de kısıtladığı belirtiliyor. Ayrıca, bu tür yaptırımların uluslararası toplumda ABD'ye olan güveni sarstığı ve insan haklarının korunmasına yönelik küresel çabalara zarar verdiği vurgulanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu dava, ABD ile Uluslararası Ceza Mahkemesi arasındaki gerilimi yeni bir boyuta taşıyor. UCM, 2002 yılında kuruldu ve şu ana kadar 123 ülke tarafından onaylandı. Ancak ABD, Rusya ve Çin gibi küresel güçler bu mahkemeye taraf değil. ABD, daha önce de UCM'ye karşı olumsuz bir tutum sergilemişti; 2002 yılında Amerikan vatandaşlarının UCM'de yargılanmasını engellemek için çeşitli ikili anlaşmalar yapmıştı. Trump yönetiminin bu son hamlesi, uluslararası ceza adaleti sistemine yönelik en sert müdahale olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası toplumdan ise Trump'a sert tepkiler geldi. Avrupa Birliği, yaptırımları 'kabul edilemez' olarak nitelendirdi ve UCM'ye desteğini yineledi. Almanya ve Fransa, ABD'nin kararını kınayan ortak bir açıklama yayımladı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, UCM'ye yönelik baskıların hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verdiğini belirtti. Öte yandan, ABD'nin bu tutumunun UCM'nin meşruiyetini sorgulamasına yol açabileceği ve mahkemenin etkinliğini azaltabileceği endişesi dile getiriliyor. UCM, şu ana kadar 30'dan fazla kişiyi yargılamış ve bazılarını hüküm giydirmişti; mahkemenin işleyişi, bağışçı ülkelerin desteğine bağlı. ABD'nin yaptırımları, mahkemenin çalışmalarını olumsuz etkileyebilir.
Trump yönetimi ise bu girişimin, Amerikan egemenliğini koruma amacı taşıdığını savunuyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O'Brien, 'ABD, vatandaşlarını haksız yargılamalara karşı korumada kararlıdır' dedi. Ancak bu tutum, ABD'nin müttefikleriyle ilişkilerini de zorlayabilir. Özellikle Avrupalı müttefikler, UCM'ye verdikleri desteği açıkça ifade etmiş durumda. Bu durum, transatlantik dayanışmasında yeni bir kırılmaya işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taraf olan devletlerden biri değildir ve bu dava doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmemektedir. Ancak Türkiye, zaman zaman uluslararası yargı mercilerinin kararlarına yönelik eleştirilerle gündeme gelmiş bir ülke olarak, ABD'nin UCM'ye yönelik bu tutumunu dikkatle izlemektedir. Bu gelişme, uluslararası hukukun ve insan hakları normlarının küresel ölçekte zayıflayabileceğine işaret etmektedir. Türkiye'nin de dış politikasında bağımsız bir yargı ve hukuk devleti ilkelerine verdiği önem düşünüldüğünde, ABD'nin bu hamlesinin bölgesel istikrara ve uluslararası adalet sistemine olan güvene zarar verebileceği söylenebilir. Türk yetkililerin, bu tür gelişmeleri değerlendirirken uluslararası hukukun tarafsızlığını ve etkinliğini koruyacak adımlar atması beklenir.