ABD yönetimi, Venezuela'nın Uluslararası Ceza Mahkemesi'nden (ICC) ayrılma kararını memnuniyetle karşılayarak, mahkemenin 'yozlaşmış ve değersiz' olduğunu savundu ve 'yıkılma zamanının geldiğini' ilan etti. Beyaz Saray sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, ICC'nin uluslararası hukuku siyasi amaçlar için kullandığı öne sürülürken, Venezuela'nın bu adımının 'egemen devletlerin haklarını koruma mücadelesinde önemli bir dönüm noktası' olduğu vurgulandı. Karar, Caracas'ın devlet başkanı Nicolas Maduro hakkında insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle devam eden soruşturma sürecinin ortasında geldi.
Venezuela'nın ICC'den Çıkış Kararı
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, geçtiğimiz günlerde yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, ülkesinin ICC'den resmen ayrıldığını duyurmuştu. Maduro, kararın gerekçesi olarak mahkemenin 'emperyalist devletlerin maşası haline geldiğini' ve 'ülkesinin iç işlerine karışma aracı olarak kullanıldığını' öne sürmüştü. Caracas yönetimi, ICC'nin kendisi hakkında yürüttüğü soruşturmanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunuyor. Bu karar, Venezuela'nın 2012 yılında imzaladığı Roma Statüsü'nden çekilmesi anlamına gelirken, bu sürecin 12 ay içinde tamamlanması bekleniyor.
Venezuela'nın bu hamlesi, uluslararası hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. Uzmanlar, Karakas'ın kararının, ICC'nin yetkisini tanımayan diğer devletleri de cesaretlendirebileceği konusunda uyarıyor. Özellikle Rusya, Çin ve bazı Afrika ülkeleri, ICC'ye yönelik eleştirilerini daha önce dile getirmişti. Şimdi Venezuela'nın da bu kervana katılması, mahkemenin küresel meşruiyetini daha da zayıflatabilir.
ABD'nin ICC'ye Karşı Tutumu
ABD yönetimi, Venezuela'nın bu kararını desteklerken, ICC'ye yönelik eleştirilerini de yoğunlaştırdı. Beyaz Saray sözcüsü yaptığı açıklamada, 'ICC, kuruluş amacından sapmış, siyasi bir oluşuma dönüşmüştür' dedi ve 'bu mahkemenin yıkılması gerektiğini' savundu. ABD, daha önce de ICC'ye karşı yaptırım uygulamakla tehdit etmiş, Rusya'nın Ukrayna'da işlediği iddia edilen savaş suçları nedeniyle ICC'nin Putin hakkında tutuklama kararı çıkarmasının ardından tavrını daha da sertleştirmişti.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin merkezi Lahey'de bulunuyor ve 123 ülkenin taraf olduğu Roma Statüsü ile kurulmuş durumda. Ancak ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçler mahkemeye taraf değil. ABD yönetimleri, özellikle Amerikan askerlerinin ve diplomatlarının siyasi amaçlarla yargılanabileceği endişesiyle ICC'ye mesafeli yaklaşıyor. Bu tutum, özellikle Trump döneminde ICC yetkililerine yönelik yaptırımlarla daha da somutlaşmıştı. Biden yönetimi ise bu yaptırımları kaldırmış olmasına rağmen, mahkemeye yönelik temel itirazlarını sürdürüyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Tartışmalar
Venezuela'nın ICC'den ayrılma kararına ilk tepkiler, insan hakları örgütlerinden geldi. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) yaptıkları açıklamalarda, bu kararın 'hukukun üstünlüğüne ağır bir darbe' olduğunu ve 'Maduro'nun hesap verebilirlikten kaçma girişimi' olarak değerlendirilebileceğini belirtti. Avrupa Birliği de Venezuela'ya çağrıda bulunarak, kararı gözden geçirmesini istedi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 'Venezuela halkının hakikat ve adalet arayışı ancak bu tür uluslararası mekanizmalarla mümkündür' ifadelerini kullandı.
Öte yandan, hukukçular arasında bu çekilmenin pratikte çok şey değiştirmeyeceği yorumları yapılıyor. Zira ICC, devletlerin çekilme kararından önce işlenen suçlara ilişkin yargı yetkisini koruyor. Yani Maduro hakkındaki soruşturma, Venezuela'nın statüden çekilmesinden etkilenmeden devam edebilir. Bu durum, Venezuela'nın çekilme kararının sembolik bir anlam taşıdığı, ancak hukuki olarak Maduro'nun yargılanmasının önünü açmadığı şeklinde yorumlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Venezuela'nın ICC'den çekilmesi ve ABD'nin bu kararı destekleyerek mahkemenin yıkılmasını istemesi, uluslararası hukuk düzeninin geleceği açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Türkiye, ICC'nin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'nü imzalamamış ülkelerden biri olarak, bu tartışmalara farklı bir perspektiften yaklaşıyor. Ankara, uluslararası hukukun siyasallaşmasına yönelik eleştirilere zaman zaman destek verse de, mevcut durumda bu tür bir kutuplaşmanın bölgesel istikrarı olumsuz etkileyebileceğini göz önünde bulunduruyor. Türkiye, kendi dış politikasında uluslararası hukuka bağlılık vurgusu yaparken, egemenlik haklarının korunması konusunda da hassasiyet gösteriyor. Bu iki ilke arasında dengeli bir yaklaşım izleyen Ankara'nın, gelişmeleri yakından izlediği, ancak bu aşamada açık bir pozisyon almadığı görülüyor. Uluslararası toplumun giderek kutuplaştığı bir ortamda, Türkiye'nin çok taraflılık ilkesinden taviz vermeden hareket etmesi bekleniyor.