ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), federal hibeler kapsamında ayrımcılık iddialarının cezalandırılmasını önemli ölçüde daraltan yeni bir düzenlemeyi nihai hale getirdi. 1 Ocak 2025'te yürürlüğe giren kural, sivil haklar grupları tarafından 'gerici bir adım' olarak nitelendirilirken, Bakanlık düzenlemenin 'daha net bir yasal çerçeve' sağladığını savunuyor.
Düzenlemenin detayları ve arka planı
DHS'nin yeni kuralı, 1964 tarihli Sivil Haklar Yasası'nın VI. Başlığı kapsamında federal yardım alan kurumlarda 'kasıtlı ayrımcılık' tanımını daraltıyor. Artık yalnızca 'açık ve doğrudan niyet' kanıtlanabilen vakalar cezalandırılabilecek. Oysa önceki uygulamada 'orantısız etki' (disparate impact) iddiaları da soruşturmaya açıktı. Bakanlık, bu değişikliğin 'aşırı dava yükünü' azaltacağını ve kaynakların 'gerçek ayrımcılık' vakalarına odaklanmasını sağlayacağını belirtiyor. Ancak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) gibi kuruluşlar, düzenlemenin 'sistemik ayrımcılığı' görmezden geldiğini ve federal hibelerin adil dağıtımını tehlikeye attığını söylüyor. DHS, yılda yaklaşık 50 milyar dolar değerinde hibe dağıtıyor; bu hibeler afet yardımından sınır güvenliğine kadar geniş bir alanı kapsıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu düzenleme, ABD'de sivil haklar alanında uzun süredir devam eden bir tartışmanın parçası. Trump yönetimi döneminde başlatılan süreç, Biden yönetiminde yavaşlasa da tamamen durdurulamamıştı. Yeni kural, özellikle eyaletler tarafından yürütülen federal programlarda ayrımcılık şikayetlerinin azalmasına yol açabilir. Meksika sınırındaki göçmen barınaklarından, afet sonrası yardım dağıtımına kadar birçok alanda 'orantısız etki' iddiaları artık dava edilemeyecek. Küresel olarak, ABD'nin sivil haklar standartlarını zayıflatması, diğer ülkelerde de benzer adımlara cesaret verebilir. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, daha önce ABD'yi ayrımcılıkla mücadelede 'öncü' olarak gösterirken, bu tür düzenlemeler uluslararası itibarını zedeleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD federal hibelerine bağımlı olmayan Türkiye'yi doğrudan etkilemese de, uluslararası standartlar açısından dolaylı yansımaları olabilir. ABD'nin ayrımcılık tanımını daraltması, Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde 'fırsat eşitliği' politikalarına yönelik tartışmaları körükleyebilir. Ayrıca, ABD'nin bu adımı, uluslararası kuruluşlar nezdinde insan hakları karnesinin sorgulanmasına yol açabilir; bu da Türkiye'nin benzer eleştirilerle karşılaştığı ortamda ABD'ye yönelik eleştirilerin azalmasına neden olabilir. Küresel düzeyde ayrımcılık karşıtı normların zayıflaması, Türkiye'nin AB sürecindeki uyum kriterlerini olumsuz etkileyebilecek bir emsal oluşturma riski taşımaktadır.