ABD yönetimi, Hürmüz Boğazı'nda bir ticari geminin hedef alındığı saldırının arkasında İran'ın olduğunu açıkladı. Washington, saldırının uluslararası deniz ticaretini tehdit ettiğini belirtirken, Tahran yanıt olarak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez Arap ülkelerini yeniden hedef aldı. İran Dışişleri Bakanlığı, bölgedeki istikrarsızlığın asıl sorumlusu olarak bu ülkeleri işaret etti ve ABD'nin suçlamalarını 'asılsız' olarak nitelendirdi. Olay, İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin durma noktasına geldiği ve Körfez'deki gerilimin tırmandığı bir dönemde meydana geldi.
Arka Plan ve Gelişmeler
Hürmüz Boğazı'nda son haftalarda artan gerginlik, iki ticari geminin kimliği belirsiz silahlı gruplar tarafından hedef alınmasıyla yeni bir boyut kazandı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'ndan (CENTCOM) yapılan açıklamaya göre, söz konusu gemilerden biri İsrail bağlantılı bir şirkete ait. Açıklamada, saldırılarda İran yapımı patlayıcı yüklü insansız hava araçlarının (İHA) kullanıldığı ve Tahran'ın bu eylemleri doğrudan veya vekil güçler aracılığıyla gerçekleştirdiği iddia edildi. İran ise suçlamaları reddederek, bölgedeki ABD varlığının asıl tehdit olduğunu savundu. Tahran yönetimi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na (UAEA) yaptığı başvuruda, Körfez ülkelerinin İsrail ile normalleşme adımlarının bölgesel güvenliği zedelediğini ileri sürdü.
Olayın ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) acil oturum talep edilirken, Suudi Arabistan ve BAE, İran'ı 'deniz haydutluğu' yapmakla suçladı. Rusya ve Çin ise tarafları itidal çağrısı yaparak, durumun daha da kötüleşmemesi için diplomatik çözüm çağrısında bulundu. ABD, bölgeye ek savaş gemisi ve denizaltı gönderme kararı aldığını duyurdu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. Bu nedenle burada yaşanan herhangi bir gerilim, küresel enerji fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Son saldırının ardından Brent petrolün varil fiyatı 85 doların üzerine çıktı. Uzmanlar, ABD ile İran arasındaki bu son krizin, 2019'da Suudi petrol tesislerine yönelik saldırılar ve Hürmüz'de gemilere el konulması olaylarını hatırlattığını belirtiyor.
İran'ın nükleer programı konusunda Batı ile yürütülen müzakerelerin askıya alınması, Tahran'ın bölgesel baskıyı artırarak elini güçlendirmeye çalıştığı yorumlarına neden oluyor. Öte yandan, İsrail ile Körfez ülkeleri arasında giderek derinleşen iş birliği, İran'ın güvenlik algısını olumsuz etkiliyor. Bu durum, İran'ın Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Irak'taki milis gruplar üzerinden bölgesel nüfuzunu artırma çabalarını hızlandırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimden doğrudan etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, cari açık ve enflasyon üzerinde baskı oluşturuyor. Ayrıca Ankara, İran'la enerji ve güvenlik alanlarında iş birliği yaparken, Körfez ülkeleriyle de ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Bu iki eksen arasında denge kurmak zorunda olan Türkiye, tansiyonun yükselmesiyle birlikte daha dikkatli bir diplomasi izlemek durumunda. Türk yetkililerin, gerek İran gerekse Körfez ülkeleriyle ilişkilerini koruyarak çatışmanın bölgeye sıçramasını engellemeye yönelik girişimlerde bulunması bekleniyor.