NEW CITY, New York - 43 yaşındaki Richie Rosen, Williams sendromu adı verilen nadir bir genetik hastalıkla dünyaya geldi. Elleri zayıf ve güvenilmez; insanlarla bağ kurmayı özlüyor ancak sosyal ortamlarda kaygı yaşıyor ve kolayca üzülüyor. Rosen'ın bakımını üstlenen ailesi, son dönemde ABD'de Haitili göçmenlere yönelik artan baskıların sağlık hizmetleri üzerinde yarattığı tahribatı yakından hissediyor. Trump yönetiminin göçmen karşıtı politikaları, özellikle Haitili göçmenlerin geçici koruma statüsünün (TPS) sona erdirilmesiyle birlikte, bu ailelerin ve onlara hizmet veren kurumların üzerindeki yükü daha da artırdı. Rosen'ın ailesi, onun bakımını üstlenen göçmen sağlık çalışanlarının ülkeyi terk etmek zorunda kalmasıyla birlikte, oğullarının ihtiyaç duyduğu özel bakımı sağlamakta güçlük çekiyor.
Göçmen baskısı ve sağlık sistemindeki kırılganlık
Trump yönetimi, 2019'da Haitili göçmenlerin geçici koruma statüsünü sona erdirme kararı almış, ancak bu karar yargı engeline takılmıştı. Buna rağmen, yönetimin göçmenlere yönelik sert tutumu, ülke genelinde göçmen topluluklarında korku ve belirsizlik yaratmış durumda. New York'un New City bölgesinde yaşayan Rosen ailesi, oğullarının bakımını üstlenen Haitili göçmen hemşire ve terapistlerin ülkeyi terk etme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Aile, bu durumun yalnızca kendi yaşamını değil, benzer durumdaki birçok aileyi de etkilediğini vurguluyor.
Rosen'ın annesi Susan Rosen, oğlunun bakımının oldukça özel bir ilgi gerektirdiğini ve bu bakımı sağlayan göçmen çalışanların ayrılması durumunda alternatif bulmanın neredeyse imkânsız olduğunu söylüyor. Susan Rosen, "Bu insanlar sadece iş gücü değil; onlar bizim için ailenin bir parçası. Oğlumun onlarla kurduğu bağ, onun hayat kalitesi için hayati önem taşıyor" diyor. Aile, Kongre üyelerine ve yerel yönetimlere çağrıda bulunarak, göçmen sağlık çalışanlarının korunması için acil önlemler alınmasını istiyor.
New York Eyaleti Sağlık Bakanlığı verilerine göre, göçmen sağlık çalışanları özellikle evde bakım hizmetlerinde büyük bir rol oynuyor. New York'ta bu alanda çalışanların yaklaşık %30'unu göçmenler oluşturuyor. Göçmen karşıtı politikalar, bu çalışanların işlerini bırakmasına ya da ülkeyi terk etmesine neden olduğunda, kronik hastalığı olan bireylerin bakımında ciddi aksaklıklar yaşanıyor. Sağlık uzmanları, bu durumun yalnızca bireysel aileleri değil, aynı zamanda ülkenin sağlık sistemini de kırılgan hale getirdiğine dikkat çekiyor.
Küresel boyut: Göçmen karşıtlığı ve insani kriz
ABD'nin Haitili göçmenlere yönelik politikaları, yalnızca iç politika meselesi olmaktan çıkmış, küresel bir insani krize dönüşmüş durumda. Haiti, son yıllarda siyasi istikrarsızlık, doğal afetler ve ekonomik çöküş nedeniyle büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıya. ABD'nin uyguladığı sert göçmen politikaları, bu krizi daha da derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, 2023 yılı itibarıyla dünya genelinde yerinden edilmiş insan sayısı 110 milyonu aşmış durumda ve bu sayının önemli bir kısmını Haitililer oluşturuyor.
Uzmanlar, ABD'nin göçmen politikalarının sadece ülke içinde değil, aynı zamanda küresel sağlık ve insani yardım sistemlerinde de yankı bulduğunu belirtiyor. Göçmen sağlık çalışanlarının ABD'deki varlığı, yalnızca Amerikalı ailelerin ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor; aynı zamanda bu göçmenlerin kendi ülkelerine gönderdikleri dövizler, Haiti gibi ekonomik olarak kırılgan ülkelerin ayakta kalmasına yardımcı oluyor. Bu nedenle, ABD'deki göçmen karşıtı politikalar, dolaylı olarak Haitili ailelerin geçim kaynaklarını da tehdit ediyor.
Öte yandan, bu durum Avrupa ve diğer gelişmiş ülkelerdeki göçmen politikalarıyla da paralellik gösteriyor. Dünya genelinde yükselen milliyetçilik ve göçmen karşıtlığı, sağlık ve sosyal hizmetler gibi kritik sektörlerde göçmen iş gücüne olan bağımlılığı görünür kılıyor. Bu bağımlılık, göçmen politikalarının yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda sosyal refah ve insan hakları perspektifinden de ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin göçmen politikaları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, tarihsel olarak göçmenlere ev sahipliği yapmış bir ülke olarak, göçmenlerin toplumsal ve ekonomik hayata entegrasyonunda deneyim sahibi. Ancak, son dönemde göçmen karşıtı söylemlerin Avrupa'da yükselmesi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde de hassas bir denge oluşturuyor. AB'nin göçmen politikalarındaki sertleşme, Türkiye'nin Suriyeli mültecilere yönelik politikalarını ve AB ile yaptığı mülteci anlaşmasını etkileyebilir. Ayrıca, göçmen sağlık çalışanlarının önemi, Türkiye'nin kendi sağlık sisteminde de göçmen doktor ve hemşirelerin rolünü hatırlatıyor. Bu açıdan, ABD'deki gelişmeler, göçmen entegrasyonunun sadece insani değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal kalkınma için de kritik olduğunu gösteriyor.