Körfez’in İran kıyılarına sadece 150 kilometre mesafedeki Kuveyt’te, ABD yaklaşık 13 bin 500 personeliyle büyük bir askeri üs kompleksi işletiyor. Camp Arifjan ve Ali Al Salem Hava Üssü başta olmak üzere bölgeye yayılmış bu kuvvet, onlarca yıldır Suudi Arabistan, Katar ve Bahreyn’deki Amerikan üsleriyle birlikte İran’ın olası bir saldırısına karşı caydırıcılık sağlıyor. Ancak son yıllarda ABD’nin Ortadoğu’ya stratejik ilgisinin azalması, Asya-Pasifik’e yönelmesi ve artan maliyetler, “Amerikan güvenlik şemsiyesi” kavramını sorgulatıyor. Uzmanlara göre, Washington’un bölgedeki taahhütleri giderek sembolik hale gelirken, Körfez monarşileri kendi savunmalarını inşa etmek zorunda kalabilir.
ABD’nin Körfez’deki askeri yapılanması
Kuveyt’te konuşlu 13 bin 500 ABD askeri, Camp Arifjan’daki kara kuvvetleri lojistik merkezi ile Ali Al Salem’deki hava gücü unsurlarından oluşuyor. Bu kuvvetler, İran’ın Balistik füze tehdidine karşı Patriot bataryalarıyla korunuyor. Güneyde Suudi Arabistan, 2 bin 700 askere ev sahipliği yaparken; Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü, bölgenin en büyük ABD hava üssü olarak öne çıkıyor. Bahreyn’deki Beşinci Filo karargahı ise deniz gücünün merkezi konumunda.
Ancak son İran-İsrail geriliminde görüldüğü gibi, ABD’nin füze savunma sistemleri tam koruma sağlayamıyor. Mart 2024’te İran’ın İsrail’e yönelik insansız hava aracı ve füze saldırısında, Ürdün ve Suudi hava sahasındaki Amerikan bataryaları bazı hedefleri durdurdu, ancak tehdit tamamen bertaraf edilemedi. Bu durum, Körfez liderlerinde “ABD bizi gerçekten koruyabilir mi?” sorusunu güçlendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Stratejik kayma
ABD’nin Asya-Pasifik’e odaklanması ve Çin’le rekabet, Ortadoğu’daki askeri varlığın yeniden değerlendirilmesine neden oldu. 2021’de Afganistan’dan çekilme, 2022’de Suudi Arabistan’daki Patriot bataryalarının kısmen azaltılması ve Irak’taki misyonun daraltılması, Körfez ülkelerinde alarm zilleri çaldırdı. Buna karşılık Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, savunma harcamalarını artırarak Çin ve Rusya’dan silah almaya yöneldi.
Bir diğer boyut ise İran’ın nükleer programı. Tahran’ın yüzde 60 zenginliğe ulaşması, ABD’nin caydırıcılığını daha da karmaşık hale getiriyor. Körfez ülkeleri, ABD’nin İran’a karşı doğrudan askeri müdahalede bulunmayacağından endişe ediyor. Bu nedenle İsrail’le normalleşme görüşmelerini hızlandıran ve kendi savunma sanayilerini geliştiren bir strateji izliyorlar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin Körfez’deki güvenlik şemsiyesinin zayıflaması, Türkiye’nin bölgedeki dengeleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Ankara, Katar ve Suudi Arabistan’la savunma işbirliğini derinleştirirken, İran’la enerji ve güvenlik alanında kontrollü bir diyalog yürütüyor. Körfez’deki boşluk, Türkiye’nin kendi savunma sanayisi ürünlerine (SİHA, kara araçları) olan talebi artırabilir. Öte yandan, ABD’nin bölgeden çekilmesi durumunda İran’ın nüfuzunun artması, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki çıkarlarını tehdit edebilir. Bu nedenle Türk dış politikası, hem ABD’yle koordinasyonu sürdürmek hem de Körfez ülkeleriyle çok yönlü ilişkiler geliştirmek arasında hassas bir denge kurmak zorunda.