ABD Başkanı Donald Trump'ın Meksika sınırına ördüğü duvar, şimdi de Güney New Mexico'daki bir Katolik piskoposluğunun arazisinde bulunan 9 metre yüksekliğindeki İsa heykeliyle karşı karşıya geldi. Federal hükümet, sınır duvarının inşası için özel mülkiyete el koyma yetkisini (eminent domain) kullanarak bölgedeki arazileri kamulaştırmak istiyor. Ancak Las Cruces Piskoposluğu, 'hiçbir şey, başkanın sınır duvarından daha az Katolik olamaz' diyerek bu karara direniyor. Piskoposluk, anayasal dini özgürlüklerinin ihlal edildiğini savunuyor ve dava süreci başlatıldı. Bu olay, ABD'de dini özgürlükler ile devletin kamulaştırma yetkisi arasındaki gerilimi yeniden gündeme getirdi.
Gelişmenin arka planı: İsa heykeli ve sınır duvarı
Sunland Park, New Mexico'da bulunan ve 'İsa Dağı' olarak bilinen bu heykel, 29 fit (yaklaşık 8,8 metre) yüksekliğiyle bölgenin simgesi haline gelmiş durumda. Heykel, Meksika sınırına sadece birkaç metre uzaklıkta, tepelerin üzerinde yer alıyor. Piskoposluk, bu arazinin dini bir merkez olarak kullanıldığını ve hacıların ziyaret ettiği bir yer olduğunu belirtiyor. Federal hükümet ise sınır duvarının bu noktadan geçeceğini ve arazinin kamulaştırılması gerektiğini öne sürüyor.
Las Cruces Piskoposluğu, federal hükümetin kamulaştırma kararına karşı 2023 yılında federal mahkemede dava açtı. Piskoposluk avukatları, dini özgürlüklerin korunması gerektiğini ve bu durumun Birinci Anayasa Değişikliği'ne (din özgürlüğü) aykırı olduğunu savunuyor. Ayrıca, piskoposluk yetkilileri, sınır duvarının göçmenlerin ve mültecilerin hareketini engelleyerek insani bir krize yol açtığını ve bu durumun Katolik öğretileriyle çeliştiğini dile getiriyor. Piskoposluk, 'İsa heykeli, göçmenlere karşı duyulan sevginin ve merhametin bir sembolüdür; duvar ise nefretin ve ayrımcılığın sembolüdür' açıklamasında bulundu.
Trump yönetimi, sınır güvenliğini artırmak amacıyla Meksika sınırına yaklaşık 1.600 kilometrelik bir duvar örmeyi hedefliyor. Bu kapsamda özel mülklere el konulması, özellikle sınır bölgelerindeki çiftçiler ve yerli topluluklar arasında büyük tepkilere yol açtı. Ancak bu dava, dini bir sembolün kamulaştırılması nedeniyle farklı bir boyut kazanıyor. Uzmanlar, davanın sonucunun, federal hükümetin ulusal güvenlik gerekçesiyle dini mülklere el koyma yetkisini ne ölçüde kullanabileceğine dair emsal oluşturabileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Din, göç ve egemenlik
Bu dava, sadece ABD'deki iç hukuk değil, aynı zamanda uluslararası hukuk ve insan hakları bağlamında da tartışmaları beraberinde getiriyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, ABD'nin sınır duvarı politikalarını göçmen hakları ihlali olarak değerlendirmişti. Ayrıca, Vatikan'ın göçmenlere yönelik tutumu ile Trump yönetiminin politikaları arasındaki karşıtlık, dini liderler ile siyasi otoriteler arasındaki sürtüşmeyi artırıyor.
Öte yandan, bu olay Latin Amerika'daki göçmen toplulukları için de sembolik bir önem taşıyor. Heykelin bulunduğu bölge, düzenli olarak sınırı geçmeye çalışan göçmenlerin geçiş güzergahında yer alıyor. Piskoposluk, göçmenlere insani yardım sağlayan bir merkez olarak da biliniyor. Bu nedenle heykelin korunması, bölgedeki göçmenlerin umut sembolü olarak görülüyor. Davanın sonucu, ABD'nin göç politikalarının dini toplulukların yaşam alanlarını ne ölçüde etkileyebileceğini de gösterecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, Türkiye'deki dini özgürlükler ve devlet mülkiyeti tartışmalarına ışık tutabilecek nitelikte. Türkiye'de de çeşitli dini grupların mülkleri üzerindeki tasarruflar zaman zaman kamu yararı gerekçesiyle kısıtlanabiliyor. Emsal niteliğindeki bu dava, dini mekanların korunması ve kamulaştırma yetkisinin sınırları konusunda uluslararası bir referans oluşturabilir. Ayrıca, göçmen krizleriyle boğuşan Türkiye, sınır güvenliği ile insani değerler arasında denge kurmanın önemini bu örnekten hareketle değerlendirebilir. ABD'deki dini bir sembolün kamulaştırılmasına karşı çıkan bu direniş, küresel ölçekte dini özgürlüklerin korunmasına yönelik hukuki mücadelelere ilham verebilir.