ABD'de son haftalarda hem 'patlayıcı ishal'e neden olan siklospora hem de salmonella kaynaklı salgınlar düzinelerce eyaleti etkisi altına alırken, günlük manşetler ülkenin geçmişte yaşadığı en kötü gıda kaynaklı hastalık krizlerini anımsatıyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), çok sayıda eyalette siklospora ve salmonella vakalarını araştırdıklarını doğrularken, yetkililer kontamine gıdaların kaynağını tespit etmeye çalışıyor. Salgınların boyutu, 2006'daki ıspanak kaynaklı E. coli krizi ve 2011'deki kavun kaynaklı listeria salgını gibi ülkenin gıda güvenliği tarihindeki en ciddi olaylarla karşılaştırılmaya başlandı.
Gelişmenin arka planı: Siklospora ve salmonella salgınlarının seyri
CDC'nin son verilerine göre, siklospora salgını şu ana kadar en az 10 eyalette 100'den fazla kişiyi etkilerken, salmonella salgını ise 25 eyalette yüzlerce vaka ile mücadele ediyor. Siklospora, kontamine yiyecek veya su yoluyla bulaşan ve şiddetli ishal, kramp, bulantı ve ateşe neden olan parazitik bir enfeksiyon. Belirtiler genellikle enfeksiyondan bir hafta sonra ortaya çıkıyor ve özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Salmonella ise bakteri kaynaklı bir enfeksiyon olup, benzer belirtilere neden olmakla birlikte, özellikle çocuklar, yaşlılar ve hamileler için daha tehlikeli olabiliyor.
Uzmanlar, bu salgınların geçmişteki büyük krizlerle karşılaştırıldığında bazı önemli benzerlikler taşıdığını belirtiyor. Örneğin, 2006 yılında yaşanan ıspanak kaynaklı E. coli salgını, 26 eyalette 200'den fazla kişiyi etkilemiş ve 5 kişinin ölümüne yol açmıştı. O dönemde kaynağın Kaliforniya'daki bir çiftlik olduğu tespit edilmiş ve büyük bir gıda güvenliği reformu başlatılmıştı. Benzer şekilde, 2011'deki kavun kaynaklı listeria salgını, 28 eyalette 147 kişiyi etkilemiş ve 33 kişinin ölümüne neden olmuştu. Bu krizler, ABD'de gıda üretim süreçlerinin ve denetim mekanizmalarının sorgulanmasına yol açmıştı.
CDC yetkilileri, mevcut salgınların kaynağını bulmak için geniş çaplı bir araştırma yürütüyor. Siklospora vakalarının görüldüğü eyaletlerde, marketlerde satılan taze ürünler, özellikle de salata karışımları ve kişniş gibi ürünler inceleniyor. Salmonella için ise, kontamine tavuk, hindi ve yumurta gibi hayvansal ürünlerin yanı sıra, çiğ sebze ve meyveler de şüpheli listesinde. Ancak şu ana kadar kesin bir kaynak tespit edilebilmiş değil. Bu durum, geçmişteki salgınlarda da sıkça karşılaşılan bir tablo; özellikle de kontamine ürünlerin geniş bir coğrafyaya dağılması, kaynağın bulunmasını zorlaştırıyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Gıda güvenliği alarmı yeniden gündemde
Bu salgınlar, ABD'nin gıda güvenliği sisteminin tekrar sorgulanmasına neden oldu. Özellikle de Covid-19 pandemisinin ardından tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve artan gıda fiyatları, halkın gıda güvenliğine olan hassasiyetini artırmış durumda. Federal yetkililer, tüketicilere ellerini sık sık yıkamaları, meyve ve sebzeleri iyice yıkamaları ve çiğ et ürünlerini diğer gıdalardan ayrı tutmaları konusunda uyarılarda bulunuyor. Ayrıca, gıda üreticilerine ve satıcılarına yönelik denetimlerin sıkılaştırılacağı açıklandı.
Uzmanlar, bu salgınların ABD'nin gıda güvenliği altyapısının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdiğini ifade ediyor. Geçtiğimiz yıllarda yapılan reformlara rağmen, hala birçok küçük ve orta ölçekli üreticinin hijyen standartlarına uymadığı ve denetimlerin yetersiz kaldığı belirtiliyor. Özellikle de organik ürünlerin popülaritesinin artması, gübre olarak kullanılan hayvan dışkılarının yanlış işlenmesi gibi yeni riskleri beraberinde getiriyor.
Küresel ölçekte ise, ABD'de yaşanan bu salgınlar, uluslararası gıda ticaretinde de endişe yaratıyor. ABD, dünyanın en büyük gıda ihracatçılarından biri olduğu için, yaşanan krizler ihracat pazarlarını etkileyebilir. Özellikle de taze meyve ve sebze ihracatında kısa vadeli düşüşler yaşanması bekleniyor. Bu durum, ABD'ye gıda ihraç eden ülkelerin de denetimlerini artırmasına neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu salgınların Türkiye'ye doğrudan bir yansıması olmasa da, küresel gıda ticaretindeki etkileri dolaylı olarak Türkiye'yi de ilgilendiriyor. Türkiye, gıda ihracatında önemli bir oyuncu olarak, ABD pazarına da ürün gönderiyor. Bu tür krizler, ithalatçı ülkelerin gıda güvenliği denetimlerini sıkılaştırmasına yol açabilir, bu da Türk ihracatçılarının daha fazla test ve belgelendirme yükümlülüğüyle karşılaşması anlamına gelebilir. Ayrıca, ABD'deki gıda fiyatlarındaki olası artışlar, küresel gıda fiyatlarını da etkileyebilir ve Türkiye'nin gıda ithalat maliyetlerini yükseltebilir. Türkiye'nin kendi gıda güvenliği standartlarını gözden geçirmesi ve uluslararası gelişmeleri takip etmesi, bu tür krizlerden etkilenme riskini azaltabilir.