ABD'de hukuk uzmanları ve bilim insanları, eyalet mahkemelerinin, federal mahkemelerde uygulanan ve spekülatif bilimin jüriye ulaşmasını engelleyen kuralı benimsemesi gerektiğini savunuyor. Federal kural, hâkimlere "kapı bekçisi" rolü vererek, bilimsel geçerliliği olmayan delillerin keşif sürecinde bile kabul edilmemesini sağlıyor. Bu düzenleme, özellikle ceza davalarında yanlış bilimsel tanıklıkların yol açtığı adli hataları önlemeyi amaçlıyor.
Federal Kuralın Arka Planı ve Önemi
ABD federal mahkemelerinde 1993 yılında Yüksek Mahkeme'nin Daubert v. Merrell Dow Pharmaceuticals kararıyla şekillenen ve daha sonra Federal Delil Kuralları'nın 702. maddesinde yer alan düzenleme, hâkimlere bilirkişi tanıklığının bilimsel geçerliliğini değerlendirme yetkisi tanıyor. Bu kural, bir bilirkişinin ifadesinin güvenilir olup olmadığını, kullanılan yöntemin kabul görmüş bilimsel standartlara uygunluğunu, hata oranını ve hakem denetiminden geçip geçmediğini sorgulama imkânı veriyor. Böylece, spekülatif veya sahte bilimsel iddiaların jüri önüne çıkması engelleniyor.
Ancak eyalet mahkemelerinin büyük bir kısmı, kendi delil kurallarında bu federal standardı benimsememiş durumda. Bazı eyaletler daha eski ve gevşek bir test olan "genel kabul görmüşlük" (Frye testi) ölçütünü kullanmaya devam ediyor. Bu da, aynı bilimsel delilin federal mahkemede reddedilirken eyalet mahkemesinde kabul edilmesine yol açabiliyor. Uzmanlar, bunun ülke çapında tutarsız bir adalet sistemine neden olduğunu belirtiyor.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, ceza davalarında kullanılan bazı bilimsel yöntemlerin aslında güvenilir olmadığını ortaya koydu. Örneğin, ateşli silah izi analizi, ısırık izi karşılaştırması ve saç telı mikroskopisi gibi yöntemlerin hata payının yüksek olduğu ve birçok mahkûmiyete yol açtığı belgelenmiş durumda. Bu tür "sahte bilim" delilleri, masum insanların yıllarca hapis yatmasına neden olabiliyor. Federal kuralın eyaletlerde de uygulanması, bu tür hataların önüne geçilmesi için kritik bir adım olarak görülüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu tartışma, yalnızca ülke içi bir hukuk meselesi değil; aynı zamanda küresel adalet sistemlerini de etkiliyor. Birçok ülke, bilirkişilik ve bilimsel delil konusunda ABD standartlarını referans alıyor. ABD federal mahkemelerinin katı denetim yaklaşımı, uluslararası ceza hukuku ve insan hakları mahkemelerinde de yankı buluyor. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamında bilirkişi delillerinin güvenilirliğini sorgulama eğiliminde. Bu nedenle, ABD'deki eyalet mahkemelerinin federal kuralı benimsemesi, küresel ölçekte bilimsel delil standartlarının yükselmesine katkı sağlayabilir.
Öte yandan, bu tartışma bilim ve hukuk arasındaki ilişkinin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Bilimsel bilgi sürekli evrilirken, hukuk sistemlerinin buna ayak uydurması gerekiyor. Federal kural, hâkimlere bilimsel gelişmeleri takip etme ve gerektiğinde delilleri dışlama sorumluluğu yüklüyor. Ancak bazı eleştirmenler, hâkimlerin bilimsel konularda yeterli uzmanlığa sahip olmadığını ve bu nedenle gereksiz yere delilleri dışlayabileceğini öne sürüyor. Yine de çoğu uzman, sahte bilimin yol açtığı adli hataların, aşırı dışlamadan daha büyük bir sorun olduğu görüşünde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de ceza yargılamasında bilirkişilik sistemi zaman zaman tartışma konusu oluyor. Özellikle bilirkişi raporlarının bilimsel yeterliliği ve tarafsızlığı sıklıkla eleştiriliyor. ABD'deki federal kural benzeri bir denetim mekanizmasının Türkiye'de de güçlendirilmesi, adil yargılanma hakkının korunması ve yanlış mahkûmiyetlerin önlenmesi açısından önem taşıyor. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olarak adil yargılanma standartlarına uymakla yükümlü. Bilimsel delillerin güvenilirliğinin bağımsız uzmanlarca denetlenmesi, Türk yargı sistemine olan güveni artırabilir. Ayrıca, uluslararası platformlarda Türkiye'nin hukuk reformlarına ilişkin olumlu bir imaj çizmesine katkı sağlayabilir.