ABD’de bir kentin imar yönetmeliği nedeniyle evinde dua edemeyen Ortodoks Yahudi Daniel Grand, konuyu Yüksek Mahkeme’ye taşıdı. Grand’ın avukatları, Anayasa’nın Birinci Ek Maddesi’nde güvence altına alınan din özgürlüğünün ihlal edildiğini savunuyor. Dava, aynı zamanda federal temyiz mahkemeleri arasında, vatandaşların federal mahkemelere ne zaman başvurabileceği konusunda yaşanan görüş ayrılığını da gündeme getiriyor.
Gelişmenin arka planı
Daniel Grand, New Jersey eyaletinin Lakewood kasabasında yaşıyor. Kasabanın imar yönetmeliği, evlerde düzenli olarak dini toplantı yapılmasını özel kullanım iznine (special-use permit) tabi tutuyor. Grand, bu izni almadığı için evinde dua etmesine izin verilmediğini belirtiyor. Oysa Grand, günde üç kez dua etmekle yükümlü ve bu ibadetlerin bir kısmını, minyan (on yetişkin erkeğin bir araya gelmesi) ile yerine getirmesi gerekiyor.
Grand ve eşi, 2019 yılında Lakewood kasabasına karşı dava açtı. Davacılar, imar yönetmeliğinin din özgürlüğünü ihlal ettiğini ve federal yasalara aykırı olduğunu ileri sürdü. Ancak bölge mahkemesi, davayı reddetti. Gerekçe olarak, Grand’ın henüz cezai bir yaptırımla karşılaşmadığı ve bu nedenle dava açma hakkının bulunmadığı belirtildi. Bu karar, federal mahkemelere erişimde ‘olgunluk’ (ripeness) doktrini kapsamında değerlendirildi.
Grand, kararı Üçüncü Daire Federal Temyiz Mahkemesi’ne taşıdı. Ancak temyiz mahkemesi de alt mahkemenin kararını onadı. Mahkeme, Grand’ın henüz somut bir zarara uğramadığı, bu nedenle davanın ‘olgunlaşmadığı’ görüşünü benimsedi. Bu karar, federal mahkemelere erişim konusunda farklı daireler arasında görüş ayrılığına yol açtı. Örneğin, Altıncı Daire, benzer bir davada farklı bir yorum getirerek davacının mahkemeye başvurmasına izin vermişti.
Bölgesel veya küresel boyut
Lakewood kasabası, ABD’deki en büyük Ortodoks Yahudi topluluklarından birine ev sahipliği yapıyor. Kasaba nüfusunun yaklaşık yarısı Ortodoks Yahudi. Bu nedenle dava, sadece Grand’ın kişisel özgürlüğüyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda geniş bir topluluğun dini pratiklerini yerine getirme biçimini de etkiliyor. İmar yönetmeliği, aslında dini toplantıları değil, her türlü toplu etkinliği düzenliyor. Ancak uygulamada, en çok dini grupların etkilendiği belirtiliyor.
Bu dava, ABD Yüksek Mahkemesi tarafından kabul edilirse, ülke genelinde imar yönetmeliklerinin dini özgürlüklerle kesiştiği noktada emsal teşkil edebilir. Ayrıca, federal mahkemelere erişim konusundaki ‘olgunluk’ doktrininin yeniden yorumlanmasına yol açabilir. Bu doktrin, mahkemelerin henüz tam olarak gelişmemiş veya soyut anlaşmazlıkları ele almasını engelliyor. Ancak eleştirmenler, bu doktrinin bazen temel hak ihlallerinin yargı önüne getirilmesini geciktirdiğini savunuyor.
Dava, aynı zamanda ABD’de din-devlet ilişkileri tartışmalarını da yeniden alevlendirebilir. Özellikle, 2022’de Yüksek Mahkeme’nin bir devlet lisesinde Amerikan futbolu koçunun saha ortasında dua etmesine izin vermesi (Kennedy v. Bremerton School District) kararından sonra, dini sembollerin kamusal alandaki yeri yeniden gündeme gelmişti. Grand davası ise özel alan olan evde dini pratiklerin sınırlandırılmasını merkeze alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’de evde dua etme özgürlüğüne ilişkin bu dava, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel din özgürlüğü tartışmalarına ışık tutuyor. Türkiye’de de ibadet özgürlüğü ve dini pratiklerin kamusal alandaki sınırları sıkça tartışılıyor. ABD Yüksek Mahkemesi’nin bu davada vereceği karar, imar yönetmeliklerinin dini özgürlükler karşısındaki konumunu belirlemesi açısından emsal teşkil edebilir. Ayrıca, federal mahkemelere erişimdeki ‘olgunluk’ doktrininin yorumu, Türkiye’deki idari yargı uygulamalarına da dolaylı bir referans oluşturabilir. Ancak iki ülkenin hukuk sistemleri ve din-devlet ilişkileri farklı olduğundan, kararın birebir uygulanması beklenmemelidir.