ABD Senatosu Sağlık, Eğitim, Çalışma ve Emeklilik Komitesi, engelli bireylerin organ nakli süreçlerinde ayrımcılığa uğramasını yasaklayan bir yasa tasarısını kabul etti. Tasarı, ulusal organ nakli ağındaki tüm katılımcıların, bir kişinin engeli nedeniyle nakil listesinden çıkarılmasını veya öncelik sırasının geriye alınmasını engellemeyi amaçlıyor. Bu düzenleme, engelli Amerikalıların hayat kurtarıcı bakım alabilme hakkını güvence altına alıyor ve organ naklinde adaletsiz uygulamaların önüne geçmeyi hedefliyor. Komite onayının ardından tasarının Senato genel kurulunda görüşülmesi ve yasalaşması bekleniyor.
Engellilere yönelik ayrımcılığın tarihsel boyutu
ABD'de engelli bireyler, organ nakli listelerinde uzun yıllardır sistematik bir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaktaydı. Özellikle zihinsel veya fiziksel engeli olan hastalar, nakil sonrası yaşam beklentilerinin düşük olduğu gerekçesiyle listelerde alt sıralara itiliyor veya tamamen dışlanıyordu. Bu durum, Engelli Amerikalılar Yasası'na (ADA) aykırı olmasına rağmen, organ nakli merkezleri tarafından "tıbbi gerekçeler" adı altında sürdürülüyordu. Örneğin, Down sendromlu bir bireyin böbrek nakli için yapılan başvurusu, yaşam beklentisinin düşük olduğu iddiasıyla reddedilebiliyordu. Bu tür uygulamalar, engelli hakları savunucuları tarafından uzun süredir eleştiriliyor ve mahkemelere taşınıyordu. Yeni yasa tasarısı, bu tür ayrımcı uygulamaları açıkça yasaklayarak, organ nakli sürecinde tıbbi kriterlerin engel durumuna göre değil, hastanın genel sağlık durumu ve nakil sonrası bakım imkanlarına göre belirlenmesini şart koşuyor.
Tasarının mimarları arasında yer alan Senatörler, bu düzenlemenin sadece etik bir zorunluluk değil, aynı zamanda bilimsel verilere dayanan bir adalet hamlesi olduğunu vurguluyor. Yapılan araştırmalar, organ nakli sonrası engelli bireylerin yaşam sürelerinin ve nakil başarı oranlarının, engelli olmayan bireylerle benzer düzeyde olduğunu gösteriyor. Örneğin, New England Journal of Medicine'da yayımlanan bir çalışma, hafif zihinsel engeli olan böbrek nakli hastalarının nakil sonrası 5 yıllık sağ kalım oranının, engeli olmayanlarla neredeyse aynı olduğunu ortaya koydu. Bu bulgular, engellilere yönelik ayrımcı uygulamaların bilimsel bir temeli olmadığını gösteriyor.
Küresel boyut ve benzer düzenlemeler
ABD'deki bu yasal adım, dünyada engellilerin organ nakline erişimini düzenleyen ilk kapsamlı yasa olma özelliğini taşıyor. Avrupa Birliği ülkeleri ve Kanada gibi gelişmiş ülkelerde de benzer ayrımcılık vakaları rapor edilmesine rağmen, çoğu ülkede bu konuda net bir yasal düzenleme bulunmuyor. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, engellilerin sağlık hizmetlerinden ayrımcılığa uğramadan yararlanma hakkını tanısa da, organ nakli gibi spesifik alanlarda bağlayıcı bir hüküm içermiyor. ABD'nin bu adımı, diğer ülkelere de örnek teşkil edebilir ve uluslararası alanda engelli hakları savunucularının taleplerine güç katabilir.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl küresel çapta 130 binden fazla organ nakli yapılırken, nakil bekleyen hastaların sayısı bunun katbekat üzerinde seyrediyor. Bu kıtlık ortamında, engelli bireylerin ayrımcılığa uğraması, etik açıdan olduğu kadar tıbbi açıdan da tartışmalı. Engelli bireylerin nakil listelerinden dışlanması, aynı organın başka bir hastaya nakledilme ihtimalini artırsa da, bu yaklaşım insan hayatının değerini niceliksel bir hesapla ölçmeye çalışmasıyla eleştiriliyor. Yeni düzenleme, bu tür bir faydacı yaklaşımı reddederek, her bireyin yaşamının eşit derecede değerli olduğu ilkesini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de organ nakli bekleyen on binlerce hasta bulunmakta ve engelli bireyler benzer ayrımcılık riskiyle karşı karşıyadır. Türkiye, engelli hakları konusunda yasal düzenlemelere sahip olmakla birlikte, organ naklinde ayrımcılığı açıkça yasaklayan özel bir mevzuat bulunmamaktadır. ABD'deki bu gelişme, Türkiye'deki sağlık politikaları için de önemli bir referans olabilir. Organ nakli bekleyen engelli bireylerin adil değerlendirilmesi için Türkiye'nin de benzer bir düzenlemeyi gündemine alması, uluslararası insan hakları normlarına uyum açısından önem taşımaktadır. Ayrıca, Türk sağlık sisteminin şeffaflık ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda güçlendirilmesine katkı sağlayabilir.