2026 FIFA Dünya Kupası'na henüz aylar var, ancak turnuva öncesinde skandallar şimdiden gün yüzüne çıkmaya başladı. Sahalardaki ilk düdükten çok önce, havalimanı kapılarında ve vize bürokrasisinde mahsur kalıyoruz. ABD Göçmenlik Bürosu'nun keyfi önlemleri ve bariz ihlalleri, sporun birleştirici ruhunun gölgesinde kalmış durumda. Bu durum, uluslararası toplumda çifte standart tartışmalarını alevlendiriyor: Eğer aynı uygulamalar bir Arap ülkesinde yaşansaydı, küresel tepki nasıl şekillenirdi?
Skandalların arka planı: Vize kaosu ve insan hakları ihlalleri
ABD, 2026 Dünya Kupası ev sahipliğine hazırlanırken, göçmenlik politikalardaki belirsizlikler ve keyfi kararlar katılımcıların seyahat planlarını tehdit ediyor. Özellikle Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden gelen taraftarların vize başvurularında gecikmeler, retler ve istihbarat sorgulamaları gibi sorunlarla karşılaştığı bildiriliyor. ABD Konsoloslukları'nın vize süreçlerinde şeffaflıktan uzak, bazen ırkçı ve önyargılı kriterler uyguladığı iddiaları havada dolaşıyor.
Bu duruma tepkiler de büyüyor. Uluslararası spor örgütleri, taraftar grupları ve sivil toplum kuruluşları, turnuva atmosferine gölge düşüren bu uygulamaların acilen düzeltilmesi çağrısı yapıyor. Oysa tarihsel örnekler, küresel spor etkinliklerinde ev sahibi ülkelerin barındırma yükümlülüklerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını gösteriyor. Ne var ki ABD'nin, özellikle bazı uluslara karşı sergilediği tavır, uluslararası hukukun temel ilkeleriyle çelişiyor.
Çifte standardın bölgesel ve küresel boyutu
ABD'nin bu uygulamaları, sadece Orta Doğu ülkelerini değil, dünyanın dört bir yanındaki seyahat özgürlüğünü ve insan haklarını etkiliyor. Özellikle Katar'ın 2022 Dünya Kupası öncesinde işçi hakları ve vize süreçleriyle ilgili maruz kaldığı eleştiriler hatırlandığında, ABD'nin şimdi benzer, hatta daha ağır ihlaller sergilemesi büyük bir çifte standart örneği olarak değerlendiriliyor. Katar, yoğun uluslararası baskı altında reformlar yaparken, ABD kendi uygulamalarını sorgulamaktan kaçınıyor.
Küresel spor diplomasisi, sporun siyasetten bağımsız olduğu mitini sürdürmeye çalışsa da, bu tür skandallar gerçeği ortaya koyuyor: Büyük güçler, kendi çıkarları söz konusu olduğunda kuralları esnetmekten çekinmiyor. ABD'nin bu tutumu, uluslararası toplumda güven bunalımına yol açıyor ve gelecekteki spor organizasyonlarının meşruiyetini sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, benzer bir durumla karşılaşması halinde, ABD’nin bu uygulamalarının kendisine de yansıyacağını unutmamalı. Avrupa Birliği ile vize serbestisi müzakereleri devam ederken, ABD’nin keyfi vize prosedürleri, Ankara'nın elini zayıflatabilir. Ayrıca, Orta Doğu’da artan nüfuzu ve spor diplomasisinde önemli bir aktör olan Türkiye, bu çifte standardı eleştirerek kendi daha adil politikalarını vurgulayabilir. Türk taraftarlar ve sporcular da bu keyfi uygulamalardan doğrudan etkilenebilir; bu nedenle Türkiye’nin, uluslararası platformlarda bu konuyu gündeme getirmesi stratejik bir hamle olacaktır.