ABD Yüksek Mahkemesi, doğuştan vatandaşlık hakkının anayasal dayanağını oluşturan 14. Ek Değişiklik’in kapsamını yeniden değerlendirmeye hazırlanıyor. Tartışmanın merkezinde, ABD topraklarında doğan herkesin otomatik olarak vatandaşlık kazanmasını öngören düzenleme var. Mahkemenin bu yaz sonuna kadar karar vermesi beklenirken, kararın milyonlarca göçmen aileyi ve ABD’nin göçmenlik politikasının geleceğini doğrudan etkilemesi öngörülüyor.
14. Ek Değişiklik ve Doğuştan Vatandaşlığın Tarihsel Arka Planı
1868’de kabul edilen 14. Ek Değişiklik’in ilk bölümü, “Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan veya vatandaşlığa kabul edilen ve yargı yetkisine tabi olan herkes, ABD’nin ve ikamet ettikleri eyaletin vatandaşıdır” ifadesini taşıyor. Bu hüküm, İç Savaş sonrası serbest bırakılan kölelerin vatandaşlığını garanti altına almak için getirilmişti. Ancak günümüzde bu madde, özellikle belgesiz göçmenlerin çocuklarına vatandaşlık verilmesine yol açtığı için eleştiri konusu oluyor.
Tartışma, eski Başkan Donald Trump’ın 2018’de doğuştan vatandaşlığı başkanlık kararnamesiyle kaldırmayı denemesine kadar uzanıyor. O dönem mahkemeler bu girişimi anayasaya aykırı bularak durdurmuştu. Şimdi ise bazı Cumhuriyetçi eyaletler, 14. Ek Değişiklik’in “yargı yetkisine tabi olma” şartını daha dar yorumlayarak, belgesiz göçmenlerin çocuklarının bu kapsam dışında olduğunu savunuyor. Yüksek Mahkeme’nin bu yorumu onaylaması halinde, yılda yaklaşık 250 bin bebek vatandaşlık hakkını kaybedebilir.
Kararın Küresel ve Bölgesel Yansımaları
Doğuştan vatandaşlık, dünyada sadece 30’a yakın ülkede uygulanan bir ilke. ABD’nin bu hakkı daraltması, Kanada ve Meksika başta olmak üzere komşu ülkelerdeki göçmen politikalarını etkileyebilir. Uzmanlar, ABD’de doğan ancak vatandaşlık alamayan çocukların ülkede “ikinci sınıf” statüde yaşamak zorunda kalacağını, bunun da sosyal hizmetlere erişimden eğitim ve sağlık haklarına kadar birçok alanda sorun yaratacağını belirtiyor. Ayrıca, bu durum ABD’nin uluslararası imajını zedeleyebilir; zira doğuştan vatandaşlık, Amerikan rüyasının temel vaatlerinden biri olarak görülüyor.
Mahkemenin kararı aynı zamanda 2024 başkanlık seçimleri öncesinde siyasi bir savaş alanı haline gelmiş durumda. Demokratlar, doğuştan vatandaşlığın korunmasını bir insan hakkı olarak savunurken, Cumhuriyetçiler bu uygulamanın yasadışı göçü teşvik ettiğini iddia ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’deki bu gelişme, Türkiye’nin göçmen politikaları ve vatandaşlık düzenlemeleri açısından dolaylı bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, 2014’te yabancılara yatırım yoluyla vatandaşlık verilmesi gibi farklı bir model izlese de, doğuştan vatandaşlık konusunda AB’deki tartışmalara paralel bir durum sergiliyor. ABD kararı, özellikle Almanya gibi doğuştan vatandaşlık uygulayan Avrupa ülkelerindeki muhafazakar çevreleri cesaretlendirebilir. Ayrıca, Türkiye’deki Suriyeli mülteci çocuklarının vatandaşlığı gibi hassas bir konuda, uluslararası hukuk ve insan hakları normlarının ne kadar belirleyici olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Bu bakımdan, Yüksek Mahkeme kararının küresel vatandaşlık rejimlerine etkisi izlenmeli.