Washington — ABD'nin uluslararası sağlık ve kalkınma yardımlarında 1 Ekim'de yürürlüğe giren yeni dönem, Amerikan dış yardım politikasında köklü bir değişimi beraberinde getiriyor. 'Önce Amerika' (America First) stratejisi olarak adlandırılan yaklaşım, yardım alan ülkelerden bir Mutabakat Zaptı (Memorandum of Understanding - MoU) imzalamalarını şart koşuyor. Bu düzenleme, yardımların karşılıklı sorumluluk ve kendi kendine yeterlilik ilkeleri çerçevesinde yeniden yapılandırılmasını amaçlıyor. Uygulama, bir yandan yardım programlarının etkinliğini artıracağı gerekçesiyle destek görürken, diğer yandan alıcı ülkelere dayatılan koşullar nedeniyle insani yardım kuruluşları ve bazı kongre üyeleri tarafından eleştiriliyor. Yeni strateji, ABD'nin küresel sağlık ve kalkınma alanındaki liderliğini sorgulatacak potansiyele sahip.
Değişimin Arka Planı: Neden Şimdi?
ABD dış yardımları, Soğuk Savaş döneminden bu yana Amerikan dış politikasının önemli bir aracı olageldi. Ancak son yıllarda, özellikle 2017-2021 yılları arasında, 'Önce Amerika' doktrini çerçevesinde yardımların gözden geçirilmesi ve daha hesap verebilir hale getirilmesi yönünde artan bir baskı vardı. Bu baskının temelinde, Amerikan vergi mükelleflerinin parasının etkin kullanılmadığı ve yardımların stratejik hedeflere yeterince hizmet etmediği eleştirileri yatıyordu. 1 Ekim 2023 itibarıyla yürürlüğe giren yeni düzenleme, bu tartışmaların bir sonucu olarak ortaya çıktı. Mutabakat Zaptı şartı, yardım alan ülkelerin belirli reformları taahhüt etmelerini, yolsuzlukla mücadele etmelerini ve ekonomik bağımsızlıklarını güçlendirmelerini gerektiriyor. Ayrıca, yardımların doğrudan hükümetler yerine sivil toplum kuruluşları ve özel sektör aracılığıyla kanalize edilmesi teşvik ediliyor.
Yeni stratejinin mimarları, bu değişikliğin uzun vadede daha sürdürülebilir sonuçlar doğuracağını savunuyor. Örneğin, sağlık yardımlarının şartlı hale gelmesiyle, alıcı ülkelerin kendi sağlık sistemlerine daha fazla yatırım yapmaya zorlanacağı, böylece dış yardıma olan bağımlılığın azalacağı belirtiliyor. Ancak eleştirmenler, bu yaklaşımın acil insani ihtiyaçları göz ardı edebileceğini ve özellikle kırılgan devletlerde sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlayabileceğini vurguluyor. Yardım kuruluşları, Mutabakat Zaptı müzakerelerinin uzaması halinde hayati önem taşıyan programların sekteye uğrayabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kimler Etkilenecek?
ABD'nin dış yardım bütçesi yıllık 50 milyar doları aşan bir hacme sahip ve dünya genelinde 100'den fazla ülkeyi kapsıyor. Yeni stratejiden en çok etkilenecek bölgelerin başında Sahra Altı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika geliyor. Bu bölgelerdeki birçok ülke, sağlık hizmetleri, eğitim ve altyapı projeleri için ABD yardımlarına önemli ölçüde bağımlı durumda. Örneğin, HIV/AIDS ile mücadelede kullanılan PEPFAR programı, 20 milyondan fazla insanın hayatını kurtardığı için geniş takdir topluyor. Ancak yeni Mutabakat Zaptı şartı, bu programın geleceğini belirsizliğe sürükleyebilir. Benzer şekilde, Dünya Gıda Programı (WFP) ve UNICEF gibi kuruluşlar da ABD fonlarından pay alıyor ve koşulların ağırlaşması bu kuruluşların operasyonlarını zorlaştırabilir.
Küresel düzeyde ise, ABD'nin bu hamlesi, Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin nüfuz alanlarını genişletmesine zemin hazırlayabilir. Çin, özellikle Afrika ve Asya'da 'Kuşak ve Yol' girişimi kapsamında altyapı yatırımları yaparken, ABD'nin yardımları şartlı hale getirmesi, bu ülkelerin alternatif arayışlarına yönelmesine neden olabilir. Rusya da son yıllarda Afrika'da etkinliğini artırıyor ve bazı ülkelerde güvenlik ve enerji anlaşmaları imzalıyor. Dolayısıyla, ABD'nin 'Önce Amerika' stratejisi, stratejik bir boşluk yaratma riski taşıyor. Uzmanlar, yardımların kesilmesi veya gecikmesi durumunda, bu boşluğun Çin ve Rusya tarafından doldurulabileceği görüşünde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin dış yardım stratejisindeki bu değişim, Türkiye'yi doğrudan etkilememekle birlikte, dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, ABD'den önemli miktarda kalkınma yardımı alan bir ülke değil; ancak bölgesel istikrar ve insani yardım politikaları açısından bu gelişmeyi yakından izlemek durumunda. Özellikle Suriye, Irak ve Afrika'daki insani yardım faaliyetlerinde ABD fonlarının rolü büyük. Yardımların şartlı hale gelmesi, bu bölgelerdeki projelerin aksamasına yol açabilir ve Türkiye'nin üstlendiği insani yükü artırabilir. Ayrıca, ABD'nin koşullu yardım yaklaşımı, Türkiye'nin kendi dış yardım modelini (TİKA üzerinden) daha cazip hale getirebilir. Ancak, Batı ile ilişkilerde yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, Türkiye'nin bu değişimden nasıl etkileneceği belirsizliğini koruyor.