ABD'nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney, Washington'un Riyad'a beklediği desteği vermemesi durumunda Suudi Arabistan'ın bölgesel tehditlerle nasıl yüzleşeceğini NPR'ye anlattı. Ratney'in değerlendirmeleri, ABD-Suudi ilişkilerindeki son dönemdeki gerilimin ve Suudi Arabistan'ın artan güvenlik endişelerinin bir yansıması olarak öne çıkıyor. Eski büyükelçi, Suudi Arabistan'ın İran'ın nüfuz alanı, Yemen'deki Husiler ve bölgesel istikrarsızlık gibi konularda ABD'den yeterli destek görmediğini belirtti.
ABD-Suudi İlişkilerinde Yaşanan Aşınma
Ratney'in açıklamaları, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik ortaklığın son yıllarda ciddi sınavlardan geçtiğini gösteriyor. Özellikle 2018'de Cemal Kaşıkçı suikastı sonrası yaşanan kriz, iki ülke arasındaki güveni derinden sarstı. Bunun yanı sıra, ABD'nin Suriye'den çekilme kararı, İran ile nükleer müzakereler ve Yemen savaşındaki tutumu, Riyad'ın Washington'a olan güvenini azalttı. Suudi Arabistan, uzun süredir ABD'nin bölgedeki güvenlik garantörü olduğunu varsayıyordu; ancak ABD'nin önceliklerinin değişmesi, bu varsayımı geçersiz kıldı.
Eski büyükelçi, Suudi Arabistan'ın artık kendi güvenliğini sağlamak için alternatif yollar aradığını vurguladı. Bu kapsamda Riyad, Çin ve Rusya ile ilişkilerini derinleştirmeye başladı. Çin, Suudi Arabistan'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve son yıllarda askeri işbirliği de artıyor. Rusya ile ise enerji fiyatları konusunda OPEC+ çerçevesinde işbirliği yapılıyor. Ancak Ratney, bu alternatiflerin ABD'nin sağladığı güvenlik garantilerinin yerini tam olarak dolduramayacağını belirtti.
Suudi Arabistan'ın Bölgesel Güvenlik Stratejileri
Suudi Arabistan, İran'ın bölgesel yayılmacılığına karşı kendi güvenlik mimarisini güçlendirmeye çalışıyor. Yemen'de Husilerle yıllardır süren savaş, Riyad için büyük bir maliyet ve güvenlik tehdidi oluşturuyor. Ratney, Suudi Arabistan'ın Yemen'de askeri bir çözüm yerine siyasi bir çözüm arayışına yöneldiğini, ancak bunun kolay olmadığını ifade etti. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın Irak, Lübnan ve Suriye gibi ülkelerde İran'ın etkisini dengelemek için diplomatik girişimlerde bulunduğu biliniyor.
Eski büyükelçi, Suudi Arabistan'ın savunma kapasitesini artırmak için ciddi yatırımlar yaptığını da sözlerine ekledi. Riyad, son yıllarda yerli savunma sanayisini geliştirmeye ve çeşitli ülkelerden silah tedarik etmeye yöneldi. ABD'den yapılan silah alımları devam etse de, Suudi Arabistan artık daha bağımsız bir savunma politikası izlemeye çalışıyor. Bu çerçevede, Ukrayna savaşı sonrası Rusya'dan S-400 alımı gündeme gelmese de, Çin ile balistik füze teknolojisi işbirliği konuşuluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suudi Arabistan'ın ABD'den yeterli destek görememesi, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu dengelerini etkiliyor. ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi, Rusya ve Çin'in etkinliğini artırmasının önünü açıyor. Bu durum, bölgesel güçler arasında yeni ittifak arayışlarını tetikliyor. Örneğin, Çin'ın arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında varılan anlaşma, ABD'nin bölgedeki rolünü sorgulatıyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın BRICS'e katılma başvurusu, çok kutuplu bir dünya düzenine yönelme arzusunu gösteriyor.
Ratney, Suudi Arabistan'ın nükleer programı konusunda da endişelerini dile getirdi. Riyad, İran'ın nükleer silah edinmesi durumunda kendisinin de nükleer silah edinme hakkını saklı tutuyor. Bu, bölgede bir nükleer yarışı başlatabilir. ABD'nin bu konuda Suudi Arabistan'a vereceği destek veya baskı, gelecekteki dengeleri belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın ABD desteğini kaybetmesi ve alternatif arayışları, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile son dönemde ilişkilerini normalleştirme sürecine girmişti. Riyad'ın güvenlik endişeleri, Türkiye'nin savunma sanayii ve bölgesel arabuluculuk kapasitesiyle örtüşebilir. Ancak, Suudi Arabistan'ın Çin ve Rusya'ya yönelmesi, Türkiye'nin Batı ile olan bağlarını dengeleme çabalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, İran ile Suudi Arabistan arasındaki yumuşama, Türkiye'nin bölgesel pozisyonunu etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte aktif diplomasi ve ekonomik işbirliğiyle kendi etkisini artırabilir.