ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), cumartesi günü geç saatlerde yaptığı açıklamada, Amerikan güçlerinin bu hafta İran'a karşı düzenlediği üçüncü saldırı dalgasında 140 askeri hedefi vurduğunu duyurdu. CENTCOM'un X platformundaki resmi hesabından yapılan paylaşımda, operasyonların İran'ın ABD personeli ve koalisyon ortaklarına yönelik saldırılarına misilleme olarak gerçekleştirildiği belirtildi. Saldırıların, özellikle İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü ve ona bağlı milis gruplarının kullandığı tesisleri, silah depolarını ve komuta merkezlerini hedef aldığı ifade edildi. Pentagon yetkilileri, saldırıların “orantılı” ve “caydırıcı” olduğunu savunurken, bölgede tansiyonun daha da yükselmesinden endişe ediliyor.
Artan gerilim ve misilleme sarmalı
ABD'nin bu son saldırıları, İran destekli milislerin son haftalarda Irak ve Suriye'deki ABD üslerine yönelik yoğunlaştırdığı roket ve insansız hava aracı saldırılarının ardından geldi. Özellikle 28 Ocak'ta Ürdün'deki Tower 22 üssüne düzenlenen ve üç ABD askerinin ölümüne, 40'tan fazla askerin yaralanmasına yol açan saldırının ardından ABD yönetimi daha sert bir yanıt sinyali vermişti. Başkan Joe Biden'ın talimatıyla başlatılan operasyonlar kapsamında, ilk iki dalga bu hafta başında gerçekleştirilmiş ve Irak ile Suriye'deki 85'ten fazla hedef imha edilmişti. Bu saldırılarda, İran Devrim Muhafızları ve bağlı grupların kullandığı lojistik merkezler, istihbarat tesisleri ve mühimmat depoları hedef alınmıştı. CENTCOM, cumartesi günkü üçüncü dalganın özellikle İran topraklarına yakın sınır ötesi hedeflere odaklandığını ve saldırıların başarıyla tamamlandığını açıkladı.
Buna karşılık İran, ABD'nin bu saldırılarını “uluslararası hukuka aykırı” olarak nitelendirirken, misilleme hakkını saklı tuttuğunu duyurdu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı açıklamada, ABD'nin bölgedeki varlığının “güvensizlik ve istikrarsızlık kaynağı” olduğunu belirtti. İran destekli milis gruplar ise ABD üslerine yönelik saldırılarına devam edeceklerini açıkladı. Bu gerilim, ABD ve İran arasında doğrudan bir çatışma riskini artırırken, uluslararası toplum tarafları itidale çağırıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil toplantı talebinde bulunurken, Avrupa Birliği de diyalog çağrısı yaptı.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran gerilimi, sadece iki ülke arasında bir mesele olmanın ötesinde, tüm Ortadoğu'yu etkisi altına alan bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Bu saldırılar, özellikle Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçler aracılığıyla yürütülen bölgesel çatışmanın tırmanmasına neden olabilir. Irak hükümeti, ABD'nin ülke topraklarını kullanarak düzenlediği saldırıları “egemenlik ihlali” olarak kınarken, Suriye rejimi de benzer bir tepki gösterdi. Öte yandan, Yemen'deki Husiler, Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarını sürdürüyor ve bu durum küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açıyor. ABD liderliğindeki koalisyon, Husilerin saldırılarına karşı askeri operasyonlarını yoğunlaştırmış durumda. Bu gelişmeler, enerji fiyatlarında dalgalanmaya ve bölgeye yönelik yatırımcı güveninin azalmasına neden oluyor. Küresel güçler, çatışmanın genişlemesi halinde daha büyük bir bölgesel savaşa dönüşebileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika hesaplarını doğrudan etkiliyor. İki ülke arasındaki çatışma, Irak ve Suriye'de Türkiye'nin PKK ve YPG'ye karşı yürüttüğü operasyonları karmaşıklaştırabilir. Ayrıca, İran'ın Türkiye'ye yönelik olası bir misilleme veya vekil güç saldırıları riski, sınır güvenliğini tehdit edebilir. Enerji arz güvenliği açısından, bu durum Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ithalatının yanı sıra Hazar enerji kaynaklarının Avrupa'ya taşınmasında kritik bir rol oynayan bölgenin kırılganlığını artırıyor. Türkiye, tansiyonun yükselmesi halinde NATO'nun güney kanadında teyakkuz halinde olmalı ve her iki ülke ile de diyaloğu sürdürerek arabulucu rolünü pekiştirmelidir. Aksi takdirde, kriz Türkiye'yi hem güvenlik hem de ekonomik alanda zorlu bir sınava sokabilir.