ABD hükümeti, Çin ile yaşanan teknoloji rekabetinde özel sektöre doğrudan müdahale ederek stratejik şirketlerde hisse sahibi olmaya başladı. 2025 itibarıyla Washington, Intel'in yüzde 9,9'una sahip olurken, US Steel'de altın pay, nadir toprak elementleri madenciliği yapan MP Materials'ta 400 milyon dolar değerinde hisse ve toplam değeri 26,7 milyar doları bulan yaklaşık 30 şirkette pay sahibi bulunuyor. Bu adımlar, ABD'nin Çin'e karşı yürüttüğü çip savaşında devlet kapitalizmini andıran bir modeli benimsediğini gösteriyor. Nvidia ve AMD'nin Çin'e yönelik çip satışlarından vazgeçerek yüzde 15'lik pay bırakması ise özel sektörün bu stratejiye eklemlendiğini ortaya koyuyor.
Devlet Kapitalizminin İronik Dönüşü
Soğuk Savaş döneminde ABD, Sovyetler Birliği'nin Sputnik uydusunu fırlatmasıyla teknoloji yarışında geri kaldığını fark etmiş ve NASA'yı kurarak, eğitime yatırım yaparak yanıt vermişti. O dönemde Amerikan bilimini canlandıran şey devlet destekli inovasyon ekosistemiydi. Ancak bugün, Çin'in yükselişi karşısında ABD, doğrudan şirket hisseleri satın alarak ve stratejik sektörlere müdahale ederek farklı bir yol izliyor. Bu, serbest piyasa ekonomisinin savunucusu olan ABD için ironik bir dönüşüm. Çip Yasası kapsamında verilen hibelerin hisseye dönüştürülmesi, devletin artık sadece düzenleyici değil, aynı zamanda hissedar olarak da ekonomiye müdahil olduğunu gösteriyor.
Intel'deki yüzde 9,9'luk hisse, ABD hükümetinin en büyük yarı iletken üreticilerinden birinde doğrudan söz sahibi olması anlamına geliyor. US Steel'deki altın pay ise stratejik bir sektörde yabancı düşman sermayesine karşı kontrolü garanti altına almayı amaçlıyor. MP Materials'taki 400 milyon dolarlık yatırım, nadir toprak elementlerinde Çin'e olan bağımlılığı azaltmaya yönelik. Bu şirketlerin toplam değeri 26,7 milyar doları bulan 30 kadar firma ile birlikte düşünüldüğünde, ABD'nin teknoloji ve savunma sanayisinde kapsamlı bir devlet-korporasyon ortaklığı kurduğu görülüyor.
Çin'in Gölgesinde Yeniden Şekillenen Rekabet
Nvidia ve AMD'nin Çin'e çip satışlarından vazgeçip yüzde 15'lik bir payı ABD hükümetine bırakması, özel sektörün de bu yeni düzene ayak uydurduğunu gösteriyor. Çin, kendi çip endüstrisini geliştirmek için devlet destekli dev bir program yürütüyor. ABD ise bu yarışta geri kalmamak için benzer yöntemlere başvuruyor. Ancak bu durum, küresel tedarik zincirlerinde yeni kırılmalara yol açabilir. Çin, ABD'nin bu hamlelerine karşı kendi misilleme araçlarını devreye sokabilir; nadir toprak elementleri ihracatını kısıtlamak ya da Amerikan şirketlerine yönelik yeni düzenlemeler getirmek gibi. Öte yandan, ABD'nin bu müdahaleci politikası, Avrupa ve Asya'daki müttefiklerini de kendi sanayi politikalarını gözden geçirmeye itebilir. Özellikle Tayvan'daki TSMC gibi kritik oyuncular, ABD-Çin rekabetinin merkezinde yer alıyor.
Bu gelişmeler, küresel ekonomide devlet kapitalizminin yükselişini işaret ediyor. ABD, Çin'in devlet destekli modeline karşı koymak için kendi devlet kapitalizmi versiyonunu inşa ediyor. Ancak bu strateji, uzun vadede serbest piyasa ilkeleriyle çelişebilir ve iç siyasette tartışmalara yol açabilir. Yine de mevcut konjonktürde iki büyük güç arasındaki teknoloji savaşı, ekonomik politikaları giderek daha fazla güvenlik odaklı hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin stratejik sektörlerde hisse alarak devlet kapitalizmine yönelmesi, Türkiye gibi yükselen ekonomiler için önemli dersler içeriyor. Türkiye, kendi çip ve teknoloji altyapısını güçlendirmek için benzer devlet destekli modelleri tartışabilir. Ayrıca, ABD-Çin arasındaki tedarik zinciri savaşı, Türk şirketleri için yeni fırsatlar ve riskler doğuruyor. Türkiye, nadir toprak elementleri ve yarı iletken üretiminde kendine yer edinmeye çalışırken, bu küresel rekabetten etkilenecek. NATO müttefiki olarak ABD'nin teknoloji kısıtlamalarına uyum sağlaması gerekebilir; ancak Çin ile ekonomik ilişkilerini de dengelemek zorunda. Bu gelişme, Türkiye'nin çok kutuplu dünyada stratejik özerkliğini koruma çabalarını daha da karmaşık hale getiriyor.