Uzmanlar, Çin’in Japonya ve Filipinler’in askeri kapasitelerine yönelik artan ilgisinin, Güney Çin Denizi’nde bölgesel bir askeri entegrasyonun oluşmasına yönelik derin bir endişeyi yansıttığını belirtiyor. Ancak aynı uzmanlar, Washington ile Pekin arasındaki stratejik rekabetin hâlâ belirleyici eksen olduğunu ve Çin’in asıl rakibinin ABD olduğu gerçeğinin bu son raporla değişmediğini vurguluyor. Söz konusu rapor, Japonya ve Filipinler’in savunma yeteneklerini mercek altına alırken, Çin’in bölgedeki askeri yığınak yapısını ve hedeflerini de yeniden gündeme taşıdı.
Gelişmenin arka planı: Güney Çin Denizi’ndeki güç dengeleri
Asya-Pasifik bölgesinde son yıllarda yaşanan askeri hareketlilik, özellikle Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik iddiaları etrafında şekilleniyor. Çin’in yapay adalar inşa etmesi ve buralara askeri üsler yerleştirmesi, bölge ülkelerinin yanı sıra ABD’nin de tepkisini çekiyor. Japonya ve Filipinler, Çin’in bu hamlelerine karşı kendi savunma kapasitelerini artırma yoluna gittiler. Tokyo, son yıllarda savunma bütçesini önemli ölçüde artırırken, Manila da ABD ile askeri işbirliğini derinleştirdi. Özellikle Filipinler’de ABD’ye verilen yeni üs kullanım hakları, Çin’i rahatsız eden başlıca gelişmeler arasında yer alıyor.
Çin’in yayınladığı bu rapor, aslında bir anlamda bölgedeki dengeleri değiştirmeye çalışan bu iki ülkeye bir uyarı niteliği taşıyor. Uzmanlara göre Pekin, sadece askeri güç değil aynı zamanda ekonomik ve diplomatik araçları da kullanarak Tokyo ve Manila’yı baskı altında tutmayı hedefliyor. Ancak raporun odağı ne kadar Japonya ve Filipinler’e çevrilmiş olsa da, Çin’in stratejik hesaplamalarında asıl belirleyici aktörün ABD olduğu unutulmamalı.
Bölgesel ve küresel boyut: Asya-Pasifik’te yeni bir soğuk savaş mı?
Bu gelişme, Asya-Pasifik bölgesinde ABD ile Çin arasında giderek kızışan bir rekabetin parçası olarak değerlendiriliyor. Washington’un Hint-Pasifik stratejisi kapsamında Japonya, Filipinler, Avustralya ve Hindistan gibi ülkelerle kurduğu ittifaklar ağı, Çin’in kuşatıldığı hissini güçlendiriyor. Öte yandan Çin, bu ittifaklara karşı kendi askeri ve ekonomik nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor. Güney Çin Denizi’ndeki gerilim sadece bölgesel bir sorun olmaktan çıkmış, küresel ticaret yollarının güvenliği ve uluslararası hukukun üstünlüğü gibi daha geniş meselelerle bağlantılı hale gelmiştir.
Raporda özellikle Japonya’nın savunma sanayiindeki dönüşümü ve Filipinler’in deniz gücünü modernize etme çabaları detaylandırılıyor. Çin’in bu iki ülkeyi hedef alması, bölgesel bir askeri entegrasyonun başlamasından duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu durum, ABD’nin bölgedeki varlığının altını çizmekten başka bir işe yaramıyor. Zira Çin, hangi ülkeye odaklanırsa odaklansın, asıl meselenin ABD’nin küresel hegemonyasına meydan okumak olduğunun farkındadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Asya-Pasifik’teki bu gelişmelere doğrudan taraf olmasa da gelişmeler küresel dengeleri etkilediği için yakından takip edilmektedir. Çin-ABD rekabeti, ticaret savaşları ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması gibi konular Türkiye ekonomisini de dolaylı olarak etkileyebilir. Özellikle Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Türkiye’nin stratejik konumu, Ankara’nın bu rekabetten avantaj elde etme potansiyelini barındırmaktadır. Ancak Türkiye’nin NATO üyesi olması ve ABD ile olan ittifak bağları, Çin ile ilişkilerinde denge politikası izlemesini zorunlu kılmaktadır. Güney Çin Denizi’ndeki gerilimler, doğrudan olmasa da küresel enerji ve ticaret yollarının güvenliği açısından Türkiye’nin de güvenlik çıkarlarını ilgilendirmektedir.