ABD, Çin'in ana rakibi olmaya devam ediyor. Ancak Pekin yönetiminin, Japonya ve Filipinler'in askeri kapasitelerini inceleyen son raporu, Güney Çin Denizi'ndeki güç dengesine dair endişeleri yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar, Beijing'in Tokyo ve Manila'ya yönelik bu yakın takibinin, bölgede artan askeri entegrasyonun bir yansıması olduğunu belirtiyor. Analistlere göre, Çin'in asıl odağı hâlâ ABD üzerinde olsa da, müttefiklerinin artan kapasitesi, Pekin'in stratejik hesaplarında önemli bir yer tutuyor.
Arka Plan: Çin'in Güvenlik Algısı ve Bölgesel Dinamikler
Çin Ulusal Savunma Üniversitesi ve diğer devlet destekli düşünce kuruluşları tarafından hazırlanan rapor, Japonya ve Filipinler'in askeri modernizasyonunu ve ittifak angajmanlarını ayrıntılı olarak ele alıyor. Rapor, özellikle Japonya’nın saldırgan kapasitesini artıran savunma bütçesi artışlarına ve Filipinler'in ABD ile yaptığı Ziyaretçi Kuvvetleri Anlaşması (VFA) gibi savunma iş birliklerine dikkat çekiyor. Raporda, bu ülkelerin Güney Çin Denizi'ndeki varlıklarını güçlendirdiği ve Çin'in deniz kontrolüne meydan okuduğu vurgulanıyor.
Raporun yayınlanması, ABD, Japonya, Avustralya ve Filipinler'in geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği ortak devriyelerin ve askeri tatbikatların ardına denk geldi. Bu tatbikatlar, Pekin tarafından “provokasyon” olarak nitelendirilmişti. Çinli askeri analistler, bu tür iş birliklerinin sadece bölgedeki istikrarı bozmakla kalmayıp, aynı zamanda Çin'in egemenlik haklarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu savunuyor. Bu kapsamda, Pekin’in raporu hazırlama amacı, kendi kamuoyunu ve uluslararası toplumu, bölgede artan “AUKUS benzeri” ittifakların riskleri konusunda bilgilendirmek olarak yorumlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çin-ABD Rekabeti ve Müttefiklerin Rolü
Bu gelişme, Çin-ABD rekabetinin yalnızca ikili düzeyde değil, bölgesel ittifaklar ağı üzerinden de sürdüğünü gösteriyor. Washington, Asya-Pasifik'te Çin'in yükselişini dengelemek için “Hint-Pasifik Stratejisi” çerçevesinde Japonya, Filipinler, Avustralya ve Güney Kore gibi ülkelerle güvenlik iş birliğini derinleştiriyor. Özellikle Filipinler'in 2016'da kazandığı Güney Çin Denizi tahkim kararının ardından Manila yönetiminin Çin'e karşı daha sert bir tutum alması, bölgedeki gerilimi artıran bir faktör oldu. Ancak Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr.'ın Çin ile ekonomik ilişkileri dengelemeye çalıştığı da biliniyor. Uzmanlar, bu ikili oyunun, Güney Çin Denizi'ndeki çatışma riskini azalttığını ancak tamamen ortadan kaldırmadığını ifade ediyor.
Japonya ise son yıllarda savunma doktrininde köklü değişikliklere gitti. 2022 yılında kabul edilen Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde “düşman üslerine karşı saldırı kapasitesi” edinme kararı alan Tokyo, 2023-2027 yılları arasında savunma bütçesini iki katına çıkarma planını açıkladı. Bu adımlar, Çin tarafından “tehlikeli” olarak nitelendiriliyor. Raporun tam bu dönemde hazırlanması, Çin'in Japonya’nın askeri yükselişinden ne kadar endişe duyduğunu gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesindeki dengeleri etkileme potansiyeline sahip. Türkiye, son yıllarda Çin ile ekonomik ve enerji alanlarında iş birliğini artırırken, aynı zamanda Japonya ve Güney Kore ile de savunma sanayiinde ortak projeler yürütüyor. Güney Çin Denizi'ndeki gerilimin tırmanması, küresel ticaret yollarını etkileyerek Türkiye üzerinden geçen enerji hatlarını ve ticaret rotalarını dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve savunma tedarik çeşitliliğini de etkileyebilir. Ankara'nın bu süreçte, hem doğu hem batı ile dengeli bir diplomasi yürütmesi kritik önem taşıyor.