ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in ticaret ateşkesini uzatma konusunda anlaşmaya varması, iki ülkenin birbirleri üzerinde baskı kurma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarının etkisiz kaldığı bir dönemde, kırılgan da olsa mevcut denge, ulaşılabilecek en iyi durum olarak değerlendiriliyor.
Ticaret Savaşının Arka Planı
ABD ile Çin arasındaki ticaret gerilimi, 2018 yılında Trump yönetiminin Çin'den ithal ürünlere yönelik ek gümrük vergileri uygulamaya başlamasıyla zirveye ulaştı. Pekin de misilleme olarak ABD ürünlerine tarifeler getirdi. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık 600 milyar doları aşarken, karşılıklı vergiler küresel tedarik zincirlerini sarstı ve piyasalarda belirsizlik yarattı.
2020'nin başlarında imzalanan 'Birinci Aşama Anlaşması' ile taraflar bir miktar gümrük vergisini geri çekti ve Çin, ABD'den ek tarım ürünleri almayı taahhüt etti. Ancak anlaşmanın uygulanması Kovid-19 salgını nedeniyle sekteye uğradı. Salgın sonrası dönemde ABD, Çin'e yönelik teknoloji ihracat kısıtlamalarını artırdı; Çin ise kendi teknoloji şirketlerini destekleyerek karşılık verdi.
2024'te Trump'ın yeniden seçilmesiyle birlikte ticaret savaşının dozu yeniden yükseldi. Washington, Çin'e yönelik yeni tarifeler ve yatırım kısıtlamaları gündeme getirirken, Pekin de nadir toprak elementleri ihracatını kısıtlama tehdidinde bulundu. Karşılıklı restleşme, küresel ekonomiyi resesyon riskiyle karşı karşıya bıraktı.
Ateşkesin Anlamı ve Kırılgan Denge
Trump ve Xi'nin ateşkesi uzatma kararı, her iki tarafın da birbirine karşı önemli kozlara sahip olduğunu gösteriyor. ABD, Çin'in en büyük ihracat pazarı konumunda; Çin ise ABD tahvillerinin en büyük alıcılarından biri ve kritik tedarik zincirlerinde kilit rol oynuyor. Dolayısıyla taraflardan birinin attığı adım, diğerini doğrudan etkiliyor.
DTÖ'nün temel işlevlerini yerine getirememesi, ticaret anlaşmazlıklarının çözümünü zorlaştırıyor. ABD, DTÖ'nün temyiz organını bloke ederek sistemin işleyişini felç etmiş durumda. Bu ortamda ikili anlaşmalar ve geçici ateşkesler, ticaret savaşlarının yayılmasını engelleyen tek mekanizma haline gelmiş durumda.
Ateşkesin uzatılması, piyasalara kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da yapısal sorunlar çözülmüş değil. ABD'nin Çin'e yönelik teknoloji kısıtlamaları, fikri mülkiyet hakları ve devlet destekli sanayi politikaları gibi konularda taraflar arasında derin görüş ayrılıkları sürüyor. Bu nedenle mevcut durum, kalıcı bir barıştan çok, geçici bir ateşkes olarak nitelendiriliyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
ABD-Çin ticaret ilişkilerindeki her dalgalanma, küresel ekonomi üzerinde doğrudan etkili oluyor. Gelişmekte olan ülkeler, iki dev arasındaki gerilimden olumsuz etkileniyor; zira tedarik zincirlerindeki aksamalar emtia fiyatlarını ve sermaye akışlarını bozuyor. Avrupa Birliği ise hem ABD hem de Çin ile ticaretini dengelemeye çalışıyor.
Asya-Pasifik bölgesinde ise ülkeler, ABD ile Çin arasında denge politikası izlemek zorunda kalıyor. Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin'in bölgesel ekonomik etkisini artırmasından endişe duyarken, ABD'nin güvenlik garantilerine de ihtiyaç duyuyor. Tayvan, Güney Çin Denizi ve teknoloji rekabeti gibi konular, ticaret müzakerelerinin arka planında belirleyici olmaya devam ediyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumlar, ticaret savaşlarının küresel büyümeyi yavaşlattığı uyarısında bulunuyor. Ateşkesin uzatılması, bu kurumlar tarafından olumlu karşılansa da kalıcı bir çözüm için çok taraflı iş birliğinin yeniden tesis edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin ticaret ateşkesinin uzatılması, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sonuçlar doğuruyor. Küresel ticaretin istikrara kavuşması, Türkiye'nin ihracat pazarlarındaki belirsizliği azaltabilir. Özellikle otomotiv, tekstil ve elektronik sektörlerinde Çin ile rekabet eden Türk firmaları, tedarik zincirlerindeki dalgalanmalardan etkileniyor. Ayrıca, enerji fiyatları ve emtia piyasalarındaki hareketlilik, cari açık üzerinden Türkiye'yi etkiliyor. Türkiye'nin DTÖ reformu ve çok taraflı ticaret sistemi konusundaki tutumu, bu süreçte daha da önem kazanıyor.