ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin'in bu hafta başında Pasifik Okyanusu'na denizaltından fırlattığı kıtalararası balistik füze konusunda yalnızca birkaç saat önceden bildirim yaptığını duyurdu. Washington, Pekin'in bu hamlesinin diğer büyük nükleer güçler tarafından benimsenen standartların gerisinde kaldığını belirterek Çin yönetimini eleştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Çin'in fırlatma öncesinde yalnızca birkaç saatlik kısa bir bildirimde bulunduğunu ve bu sürenin, nükleer silah sahibi devletler arasında gerginliği azaltmak ve yanlış anlaşılmaları önlemek için geliştirilen uygulamaların oldukça uzağında olduğunu ifade etti. Miller, 'Bu tür bildirimler, büyük güçler arasında stratejik istikrarı korumak ve kazara tırmanmayı önlemek için kritik öneme sahiptir. Çin'in bu konuda daha şeffaf ve sorumlu davranmasını bekliyoruz' dedi.
Gelişmenin arka planı
Çin, Çarşamba günü yaptığı kısa açıklamada, denizaltından fırlatılan bir kıtalararası balistik füze denemesi gerçekleştirdiğini ve füzenin Pasifik Okyanusu'ndaki belirlenmiş bir hedef bölgeye başarıyla ulaştığını duyurdu. Pekin yönetimi, denemenin rutin bir yıllık eğitim faaliyeti olduğunu ve herhangi bir ülkeyi hedef almadığını belirtti. Ancak ABD'li yetkililere göre, Çin'in bu deneme öncesinde yaptığı bildirim, diğer nükleer güçlerin benzer durumlarda sağladığı süreden çok daha kısaydı. Rusya ve ABD, Soğuk Savaş döneminden bu yana füze denemeleri konusunda karşılıklı bildirim anlaşmaları yaparken, Çin bu tür mekanizmalara genellikle daha mesafeli yaklaşıyor. Uzmanlar, Çin'in nükleer cephaneliğini modernize ettiği ve deniz altından füze fırlatma kabiliyetini geliştirdiği bir dönemde bu tür denemelerin arttığına dikkat çekiyor. Çin, şu anda ABD ve Rusya'nın ardından dünyanın üçüncü büyük nükleer gücü olarak kabul ediliyor ve son yıllarda hem kara konuşlu hem de denizaltından fırlatılan balistik füzelerinin menzil ve hassasiyetini artırmak için yoğun çaba harcıyor.
Çin'in denizaltından fırlatılan balistik füze (SLBM) denemeleri, özellikle Pasifik bölgesindeki askeri dengeler açısından kritik öneme sahip. Uzmanlara göre, Çin'in JL-2 ve JL-3 tipi denizaltı füzeleri, Pekin'in ikinci bir nükleer vuruş gücü oluşturma çabalarının temelini oluşturuyor. Bu füzeler, Çin'in nükleer caydırıcılığını denizaltılardan sürdürülebilir kılarak ABD'nin olası bir ilk saldırısına karşı dirençli kılmayı amaçlıyor. ABD Savunma Bakanlığı'nın geçen yıl yayımladığı Çin askeri gücü raporuna göre, Çin 2025 yılına kadar 8 adet nükleer balistik füze denizaltısına (SSBN) sahip olmayı hedefliyor ve bu sayede denizdeki nükleer caydırıcılık kapasitesini önemli ölçüde artıracak.
Bölgesel ve küresel boyut
Washington'ın Çin'e yönelik eleştirileri, iki ülke arasındaki askeri ve stratejik rekabetin derinleştiği bir döneme denk geliyor. ABD, Çin'in Pasifik'teki askeri faaliyetlerini yakından izlerken, Tayvan sorunu, Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik tartışmaları ve Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengesi konularında iki ülke arasındaki gerilim yüksek seyrediyor. Son haftalarda ABD, Filipinler ile askeri işbirliğini artırırken, Japonya, Avustralya ve Güney Kore ile ortak tatbikatlar düzenleyerek Çin'in bölgedeki artan etkisine karşı bir denge oluşturmaya çalışıyor. Bu bağlamda, Çin'in füze denemesi ve ABD'nin tepkisi, bölgesel güvenlik dinamiklerinin hassas bir dönemden geçtiğini gösteriyor.
Uzmanlar, Çin'in denizaltı füzesi denemelerinin, özellikle ABD'nin füze savunma sistemlerini aşma kabiliyeti açısından kritik olduğunu vurguluyor. Çin, JL-3 füzesinin 10.000 kilometrenin üzerinde menzile sahip olduğunu iddia ediyor; bu, füzenin ABD'nin batı kıyılarına ulaşabileceği anlamına geliyor. Denemenin Pasifik'in açık sularında yapılması, Pekin'in uzun menzilli vuruş kabiliyetini test etme ve potansiyel rakiplerine mesaj verme amacını taşıyor. Öte yandan, kısa süreli bildirim, Çin'in diğer nükleer güçlerle şeffaflık konusunda isteksiz olduğu yorumlarına yol açıyor. ABD, Rusya ile imzaladığı Yeni START anlaşması kapsamında füze denemeleri konusunda karşılıklı bildirim yükümlülükleri bulunurken, Çin bu tür bir anlaşmaya taraf değil. Washington, Pekin'i nükleer silahların kontrolü ve stratejik istikrar konularında daha kapsayıcı diyaloğa davet ediyor ancak şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedilebilmiş değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin-ABD arasındaki bu gerilim, Türkiye'nin de içinde bulunduğu küresel güç dengeleri açısından önemli bir gösterge. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında yer almakla birlikte, özellikle savunma sanayii ve enerji alanlarında Çin ile de ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. İki süper güç arasındaki rekabetin tırmanması, Türkiye'yi bir tercih yapmaya zorlayabilir. Öte yandan, Çin'in füze teknolojisindeki ilerlemesi, Türkiye'nin uzun menzilli füze programlarına da teknik ve siyasi açıdan yansıyabilir. Türkiye, kendi füze savunma sistemlerini geliştirirken, Çin'in bu alandaki başarısı hem bir model hem de potansiyel bir işbirliği alanı olarak değerlendirilebilir. Ancak Ankara, NATO'nun uyum politikaları ve ABD ile ilişkilerini de göz önünde bulundurarak bu hassas dengeyi korumak zorunda.