ABD Enerji Bakanlığı, Çin'in 2020 yılında gerçekleştirdiği öne sürülen düşük yoğunluklu nükleer patlamayı tespit etme kabiliyetini artırmak amacıyla nükleer olmayan bir yer altı deneyi yaptığını duyurdu. Washington'ın Pekin'e yönelik suçlamasını doğrudan hedef alan bu deney, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejiminde yeni bir gerilim hattı oluşturuyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Enerji Bakanlığı'nın açıklamasına göre, deney nükleer bir patlama içermiyor; amacı, düşük yoğunluklu nükleer patlamaların sismik ve radyolojik izlerini daha hassas şekilde algılayabilecek sistemleri test etmek. Bakanlık, bu tür bir yeteneğin, Çin'in 2020'de yaptığı iddia edilen ve uluslararası izleme ağlarının tespit edemediği bir denemeyi ortaya çıkarabileceğini savunuyor. Washington yönetimi, o dönemde Çin'in kapsamlı nükleer test yasağına (CTBT) aykırı hareket ettiğini öne sürmüş, Pekin ise suçlamayı kesin bir dille reddetmişti.
CTBT, 1996'da imzaya açılmasına rağmen yürürlüğe girmesi için gerekli 44 ülkenin tamamı tarafından onaylanmadı. ABD, Çin, İran, İsrail, Mısır ve Kuzey Kore gibi kilit ülkeler anlaşmayı onaylamadı. Bu durum, nükleer test iddialarının uluslararası hukuk çerçevesinde bağlayıcı bir yaptırıma tabi tutulmasını zorlaştırıyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı, daha önce yaptığı açıklamalarda ABD'yi "asılsız suçlamalarla kendi nükleer modernizasyonunu meşrulaştırmaya çalışmakla" eleştirmişti. Pekin, 1996'dan bu yana nükleer test yapmadığını ve CTBT'nin ruhuna bağlı kaldığını vurguluyor. ABD'li yetkililer ise Çin'in son yıllarda nükleer başlık sayısını hızla artırdığını ve test faaliyetlerini gizli yürüttüğünü iddia ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, ABD-Çin arasındaki stratejik rekabetin nükleer alana taşındığını gösteriyor. Çin, son yıllarda nükleer arsenalini genişletiyor; Pentagon'un 2023 raporuna göre, Çin'in nükleer başlık sayısı 500'ü aşmış durumda ve 2030'a kadar 1000'e ulaşabilir. ABD, bu genişlemeyi "istikrarsızlaştırıcı" olarak nitelendirirken, Çin kendi savunma ihtiyaçları çerçevesinde hareket ettiğini savunuyor.
Yer altı deneyi, aynı zamanda ABD'nin kendi nükleer test altyapısını canlı tutma çabasının bir parçası. Nevada'daki test sahasında yapılan bu tür düşük yoğunluklu deneyler, ABD'nin nükleer silah stokunun güvenilirliğini test etmek için kullanılıyor. Ancak bu deneyler, CTBT'nin "sıfır patlama" hedefiyle çeliştiği gerekçesiyle silahsızlanma savunucuları tarafından eleştiriliyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ve Kapsamlı Nükleer Test Yasağı Antlaşması Örgütü (CTBTO), her iki ülkeden de iddialara ilişkin somut veri paylaşmasını bekliyor. CTBTO'nun küresel izleme ağı, 2020'de olağandışı bir sismik aktivite tespit etmediğini açıklamıştı. Bu durum, ABD'nin suçlamasını destekleyecek bağımsız kanıtların sınırlı olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, bu tür karşılıklı suçlamaların nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini zayıflattığı görüşünde. Silahsızlanma konferanslarında yaşanan tıkanıklık, büyük güçler arasındaki güvensizlikle birleşince, yeni bir nükleer yarışın kapıda olduğu endişesi artıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO üyesi olarak ABD'nin nükleer şemsiyesi altında yer alıyor; ancak aynı zamanda CTBT'yi imzalamış ve nükleer silahlardan arınmış bir bölge hedefini destekliyor. ABD-Çin arasındaki bu gerilim, küresel nükleer düzenin istikrarını sarsarak Türkiye'nin güvenlik hesaplarını dolaylı etkiliyor. NATO'nun güney kanadında yer alan Türkiye, olası bir nükleer yayılma dalgasının Orta Doğu ve Asya'ya sıçramasından endişe duyuyor. Ayrıca, savunma sanayii ve enerji güvenliği açısından, büyük güçler arasındaki nükleer tansiyonun tırmanması, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir.