ABD ve Çin, ilişkilerini “stratejik istikrar” temelinde “yapıcı” bir zemine oturtma konusunda mutabakata varmış olsa da, iki ülke arasındaki köklü farklılıklar bu ilişkinin gelecekteki şeklini belirsiz kılıyor. Cumartesi günü Pekin’de düzenlenen bir forumda konuşan uzmanlar, tarafların ortak bir vizyon geliştirmekte zorlandığını ve mevcut yakınlaşma çabalarının yüzeysel kaldığını ifade etti. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in önümüzdeki dönemde ABD ile diyaloğu sürdürme niyeti olsa da, ticaret, teknoloji ve askeri alanlardaki rekabetin derinleştiği bir ortamda uzlaşının kalıcı olup olmayacağı soru işareti yaratıyor.
Gelişmenin arka planı: Stratejik istikrar arayışı
ABD ile Çin arasındaki ilişkiler, son yıllarda ticaret savaşları, Tayvan gerilimi, Güney Çin Denizi’ndeki askeri faaliyetler ve teknoloji alanındaki rekabet nedeniyle inişli çıkışlı bir seyir izliyor. İki ülkenin üst düzey yetkilileri, son aylarda yaptıkları görüşmelerde “stratejik istikrar” kavramı etrafında bir mutabakat sağlamaya çalıştı. Ancak Pekin’deki forumda konuşan analistler, bu kavramın içeriğinin taraflarca farklı yorumlandığını belirtti. ABD, Çin’in yükselişini kontrol altına almayı hedeflerken, Çin ise eşitlikçi bir dünya düzeni talebinde ısrarcı. Bu temel görüş ayrılığı, ticaretten silah kontrolüne kadar birçok alanda somut ilerlemenin önünde engel teşkil ediyor.
Forumda konuşan uzmanlar, iki ülke arasındaki güven eksikliğinin, mevcut diyalog sürecini baltaladığını vurguladı. Örneğin, ABD’nin Çin’e uyguladığı çip teknolojisi kısıtlamaları ve Tayvan’a yönelik askeri yardımlar, Pekin tarafından doğrudan bir tehdit olarak algılanıyor. Buna karşılık Çin, kendi teknoloji şirketlerini destekleyerek ve askeri kapasitesini artırarak yanıt veriyor. Uzmanlara göre bu kısır döngü, iki ülkenin “yapıcı ilişki” hedefini giderek daha zor ulaşılabilir kılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Asya’da dengeler değişiyor
ABD-Çin rekabeti, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Asya-Pasifik bölgesini ve küresel düzeni etkiliyor. Çin’in Kuşak ve Yol Projesi ile artan nüfuzu, ABD’nin Hint-Pasifik stratejisi ve askeri ittifakları (AUKUS, Quad gibi) ile karşı karşıya geliyor. Forumda, bölge ülkelerinin bu rekabette tarafsız kalmakta zorlandığı, ancak tam anlamıyla bir yana yönelmekten de kaçındığı belirtildi. Özellikle Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkeler, hem ABD ile güvenlik bağlarını derinleştiriyor hem de Çin ile ticari ilişkilerini sürdürüyor. Bu durum, bölgede yeni bir soğuk savaş benzeri kutuplaşmanın sinyallerini veriyor.
Küresel ölçekte ise ABD-Çin rekabeti, iklim değişikliğiyle mücadele, nükleer silahların kontrolü ve küresel ticaret kurallarının yeniden şekillenmesi gibi konularda iş birliğini de zorlaştırıyor. Forumda konuşan bir uzman, “İki süper güç, dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük sorunları ancak birlikte çözebilir. Ancak mevcut güvensizlik ortamı, bu tür iş birliklerini imkânsız hale getiriyor” dedi. Öte yandan, ticaret savaşlarının küresel tedarik zincirlerinde yarattığı bozulma, enflasyon baskıları ve piyasalardaki dalgalanmalar, her iki ülkenin de ekonomisine zarar veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin rekabeti, Türkiye’nin dış politikasında bir denge arayışına yol açıyor. Ankara, hem ABD ile stratejik ortaklığını sürdürmek hem de Çin ile ekonomik iş birliğini geliştirmek istiyor. Kuşak ve Yol Projesi’nin bir parçası olan Orta Koridor, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Ancak, ABD’nin Çin’e yönelik yaptırımları ve teknoloji kısıtlamaları, Türk firmalarının Çin pazarına erişimini ve teknoloji transferini etkileyebilir. Güvenlik açısından, ABD’nin Hint-Pasifik’e odaklanması, NATO’nun Avrupa kanadında bir boşluk yaratma potansiyeli taşıyor. Bu durum, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki çıkarları için yeni fırsatlar veya riskler doğurabilir. Küresel bir güç dengesi değişimi, Türkiye’nin çok yönlü dış politika stratejisini daha da önemli kılıyor.