Son dönemde Washington ile Pekin arasında artan diplomatik temaslar ve ekonomik diyalog arayışları, Asya-Pasifik'teki güç dengesini yeniden şekillendirebilir. Bu durum, bölgesel bir aktör olarak Hindistan'ın stratejik hesaplarını da doğrudan etkiliyor. ABD-Çin ilişkilerinde bir yumuşama yaşanırsa, Hindistan'ın Batı nezdindeki jeopolitik değeri azalır mı? Ya da tam tersine, Yeni Delhi kendi ekonomik ve güvenlik önceliklerine odaklanmak için daha geniş bir alan mı bulur? Bu sorular, Hintli strateji uzmanları arasında hararetli tartışmalara yol açıyor.
Stratejik Ortaklığın Arka Planı
ABD ile Hindistan arasındaki ilişkiler, son yirmi yılda savunma işbirliği, teknoloji paylaşımı ve Hint-Pasifik stratejisi ekseninde hızla derinleşti. 2016'da imzalanan Lojistik Değişim Mutabakatı (LEMOA) ve 2018'deki İletişim Uyumluluğu ve Güvenlik Anlaşması (COMCASA) gibi adımlar, iki ülkeyi fiili bir müttefiklik ilişkisine yaklaştırdı. Washington, Çin'in kuşatılmasında Hindistan'ı kilit bir ortak olarak görüyor. Ancak Yeni Delhi, geleneksel bağlantısızlar politikasını sürdürerek hiçbir zaman resmi bir ittifakın parçası olmadı. Bu denge, Hindistan'a hem Batı ile hem de Rusya ve İran gibi aktörlerle ilişkilerini yönetme esnekliği tanıyor.
Öte yandan, ABD-Çin ilişkileri son yıllarda ticaret savaşları, teknoloji yarışı ve Tayvan meselesi üzerinden ciddi şekilde gerildi. Fakat 2023'ten itibaren her iki taraf da üst düzey ziyaretlerle gerilimi düşürme sinyalleri verdi. Kasım 2023'teki APEC zirvesinde Biden ile Xi Jinping'in bir araya gelmesi ve ardından askeri iletişim kanallarının yeniden açılması, ilişkilerde kırılgan da olsa bir istikrar arayışını gösteriyor. Bu yumuşama, Hint analistlerin "acaba sıra bize mi geldi?" sorusunu sormasına neden oluyor.
Yeni Delhi'nin Öncelikleri
Hindistan'ın dış politikası, son yıllarda çok yönlü bir yaklaşım benimsiyor. Yeni Delhi, bir yandan ABD ile savunma ve teknoloji bağlarını güçlendirirken, diğer yandan Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri satın alarak Batı'nın yaptırım tehditlerini göğüsledi. Aynı şekilde, Çin ile olan sınır anlaşmazlıklarına rağmen ticari ilişkilerini tamamen koparmadı. 2020'deki Galwan Vadisi çatışmasının ardından iki ülke arasındaki gerilim yüksek olsa da, 2023'teki askeri komutanlar görüşmeleri ile bazı bölgelerde geri çekilme sağlandı.
Hindistan'ın asıl meselesi, kendi ekonomik kalkınmasını sürdürmek ve bölgesel etkisini artırmak. Bu nedenle, ABD-Çin arasındaki herhangi bir yakınlaşma, Hindistan için bir tehditten ziyade bir fırsat olarak görülebilir. Zira Washington'un Pekin ile olan rekabeti yumuşarsa, Hindistan üzerindeki "Çin'e karşı ön cephe" baskısı azalır ve Yeni Delhi kendi önceliklerine, örneğin Hint Okyanusu'ndaki etkinliğine ve komşularıyla ilişkilerine daha fazla kaynak ayırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hint-Pasifik bölgesi, küresel ekonominin merkezi haline gelmiş durumda. ABD, Çin, Hindistan, Japonya ve Avustralya gibi aktörlerin birbirleriyle olan ilişkileri, bölgenin geleceğini belirliyor. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ile artan ekonomik nüfuzu, Hindistan'ı alternatif projeler geliştirmeye itti. Örneğin, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi, ABD ve BAE gibi ülkelerle işbirliği içinde Çin'e karşı bir denge unsuru olarak sunuldu.
ABD-Çin ilişkileri düzelirse, bu tür alternatif projelerin ivmesi düşebilir. Ancak aynı zamanda, ekonomik işbirliği ortamı genişleyebilir ve Hindistan, hem ABD hem de Çin ile ticaretini artırma şansı bulabilir. Nitekim Hindistan, Çin ile olan ticaret açığını kapatmak için doğrudan yatırım çekmeye çalışıyor. Çinli teknoloji firmalarının Hindistan'da yatırım yapması, son dönemde sınır güvenliği endişeleri nedeniyle kısıtlanmış olsa da, olası bir yumuşama bu kapıyı yeniden aralayabilir.
Ayrıca, çok kutuplu bir dünya düzeninde Hindistan, stratejik özerkliğini korumaya büyük önem veriyor. ABD-Çin arasındaki rekabetin azalması, Hindistan'a daha geniş bir manevra alanı sunabilir. Ancak bu durum, ABD'nin bölgedeki güvenlik taahhütlerini gevşetmesi anlamına gelirse, Hindistan kendisini Çin karşısında daha yalnız hissedebilir. Bu nedenle, Hint strateji çevreleri, ABD-Çin ilişkilerindeki her adımı dikkatle izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin ilişkilerindeki dalgalanmalar, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, hem NATO üyesi olarak ABD ile müttefik, hem de Çin ile ekonomik ve ticari bağlarını güçlendiren bir ülke. Olası bir ABD-Çin yumuşaması, küresel ticaret dengelerini değiştirerek Türkiye'nin ihracat pazarlarını ve enerji koridorları üzerindeki rekabeti etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Kuşak ve Yol Girişimi'ne verdiği destek ve Orta Koridor projesi, Çin ile ilişkilerin seyrine bağlı. Hindistan'ın bu denklemdeki konumu ise Türkiye için doğrudan bir tehdit veya fırsat oluşturmuyor; ancak çok kutuplu sistemde işbirliği alanları yaratabilir. Türkiye, benzer şekilde stratejik özerkliğini koruyarak hem Batı hem Doğu ile dengeli ilişkiler yürütmeye çalışıyor.