Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, görev süresinin sonuna yaklaşırken geride tartışmalı bir miras bırakıyor. Bir profesörün kaleme aldığı yorum yazısına göre, Guterres'in sivilleri koruma ve zulmü durdurma sicili, tarih tarafından sert bir şekilde değerlendirilecek. 2017'den bu yana görevde olan Guterres, dünya genelinde artan çatışmalar ve insani krizlerle boğuştu; ancak eleştirmenler, somut sonuçlar elde etmekte yetersiz kaldığını savunuyor.
Guterres Döneminin Arka Planı
António Guterres, 1 Ocak 2017'de BM Genel Sekreteri olarak göreve başladığında, örgüt içinde reform yapma ve çatışma önleme konusunda büyük umut vaat ediyordu. Portekiz eski Başbakanı ve eski BM Mülteciler Yüksek Komiseri olarak, insani yardım ve mülteci hakları konusundaki deneyimiyle tanınıyordu. Görev süresi boyunca Myanmar'daki Rohingya katliamı, Suriye iç savaşı, Yemen krizi, Ukrayna savaşı ve Gazze'deki çatışmalar gibi bir dizi acil durumla karşı karşıya kaldı. Her krizde, BM'nin müdahale kapasitesi ve Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisi nedeniyle sık sık felç olduğu görüldü.
Guterres, görev süresi boyunca sık sık ateşkes çağrıları yaptı, insani koridorlar açılması için çağrıda bulundu ve uluslararası toplumu harekete geçmeye davet etti. Ancak bu çağrılar çoğu zaman sonuçsuz kaldı. Örneğin, Suriye'de kimyasal silah saldırıları ve sivil katliamları devam ederken, BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi üyelerin vetoları nedeniyle etkili bir müdahale gerçekleştirilemedi. Benzer şekilde, Myanmar'da Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım niteliğindeki saldırılar karşısında BM'nin tepkisi yetersiz kaldı. Guterres, bu tür durumlarda arka planda diplomatik çabalar yürüttüğü iddia edilse de, kamuoyu önünde yeterince güçlü bir duruş sergilemediği yönünde eleştiriler aldı.
Guterres'in görev süresinin sonlarına doğru, Gazze'deki İsrail saldırıları ve Ukrayna'daki savaş, BM'nin etkisizliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Guterres, Gazze'deki sivil kayıplar için ateşkes çağrısı yaptı ve İsrail'i uluslararası hukuka uymaya davet etti; ancak ABD'nin veto yetkisi nedeniyle Güvenlik Konseyi'nden bağlayıcı bir karar çıkmadı. Ukrayna'da ise Rusya'nın vetosu, BM'nin etkili adımlar atmasını engelledi. Bu durum, BM'nin küresel güvenlik mimarisindeki rolünün sorgulanmasına yol açtı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Guterres'in mirası, sadece BM'nin kurumsal yapısıyla ilgili değil, aynı zamanda küresel güç dengelerindeki değişimle de yakından ilişkili. Çok kutuplu bir dünyada, BM Güvenlik Konseyi'nin mevcut yapısı, büyük güçlerin çıkarlarını korumak için sık sık tıkandı. Guterres, bu yapıyı reforme etmek için çağrılar yaptı; ancak daimi üyelerin direnci nedeniyle somut bir adım atılamadı. Özellikle Afrika ve Latin Amerika ülkeleri, Güvenlik Konseyi'nde daha fazla temsil talep ederken, Guterres bu talepleri desteklediğini açıkladı; ancak reform süreci ilerlemedi.
Öte yandan, Guterres'in insan hakları ve iklim değişikliği konularındaki çabaları takdir topladı. Paris Anlaşması'nın uygulanması için yaptığı çağrılar ve iklim krizine dikkat çekmesi, onun döneminde önemli bir yer tuttu. Ancak bu alanlarda da somut başarılar sınırlı kaldı. Özellikle büyük ekonomilerin iklim taahhütlerini yerine getirmemesi, Guterres'in çabalarını gölgeledi.
Guterres'in görev süresi, BM'nin 21. yüzyıldaki rolünün ne olması gerektiği tartışmalarını da beraberinde getirdi. Kimileri, BM'nin artık etkisiz bir kurum haline geldiğini savunurken, kimileri de Guterres'in elindeki sınırlı araçlarla elinden geleni yaptığını belirtiyor. Tarihçiler ve siyaset bilimciler, Guterres'in mirasını değerlendirirken, dönemin olağanüstü koşullarını da göz önünde bulundurmak zorunda kalacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, BM Güvenlik Konseyi'nin reforme edilmesi ve daha temsili bir yapıya kavuşması konusunda uzun süredir çağrılar yapıyor. Guterres döneminde bu yönde somut bir ilerleme kaydedilememesi, Türkiye'nin BM içindeki reform beklentilerini zayıflattı. Ayrıca, Guterres'in sivilleri koruma konusundaki yetersizliği, Türkiye'nin Suriye ve Gazze gibi bölgelerdeki insani krizlere müdahale çağrılarını da etkiledi. Türkiye, BM'nin etkisizliğini sık sık eleştirerek, bölgesel aktörlerin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini savunuyor. Guterres sonrası dönemde, Türkiye'nin BM reformu ve insani müdahale konularındaki pozisyonunu daha da güçlendirmesi bekleniyor.