ABD federal bütçe açığı, 2023 mali yılında 1,7 trilyon dolara ulaşarak pandemi sonrası en yüksek seviyesine yaklaştı. Hazine Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre açık, bir önceki yıla göre yüzde 23 artış gösterdi. Artan faiz giderleri, azalan vergi gelirleri ve yeni harcama paketleri açığın büyümesinde etkili oldu. Washington'da ise açığı azaltmaya yönelik kapsamlı bir plan henüz gündemde değil.
Açığın Büyümesinde Faiz ve Vergi Etkisi
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) enflasyonla mücadele kapsamında faizleri 22 yılın zirvesine çıkarması, federal hükümetin borçlanma maliyetlerini önemli ölçüde artırdı. 2023 mali yılında faiz giderleri 879 milyar dolara ulaşarak savunma harcamalarını neredeyse yakaladı. Uzmanlar, faiz oranlarının uzun süre yüksek kalması halinde bu kalemin bütçe üzerindeki baskısının daha da artacağı uyarısında bulunuyor.
Öte yandan, 2017'de yürürlüğe giren vergi indirimleri ve pandemi döneminde uygulanan teşvik paketleri, vergi gelirlerinin GSYH'ye oranını düşürdü. Kongre Bütçe Ofisi (CBO), mevcut politikalar değişmezse açığın önümüzdeki on yılda 20 trilyon doları aşacağını öngörüyor. Ancak Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki derin görüş ayrılıkları, kapsamlı bir bütçe reformu yapılmasını zorlaştırıyor.
Küresel Piyasalar ve Borçlanma Maliyeti
ABD'nin artan borçlanma ihtiyacı, küresel tahvil piyasalarında dalgalanmalara yol açıyor. Hazine tahvillerinin getirileri yükselirken, bu durum gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini de artırıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), ABD'nin mali sürdürülebilirliği konusunda uyarılarda bulunarak, açığın kontrol altına alınmaması halinde küresel finansal istikrarın olumsuz etkilenebileceğini belirtti.
Önümüzdeki dönemde ABD'nin borç tavanı tartışmaları ve seçim atmosferi, bütçe açığına yönelik adımları daha da zorlaştırabilir. Şu an için Washington'dan gelen sinyaller, açığın yakın vadede öncelikli bir sorun olarak ele alınmayacağını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de bütçe açığının genişlemesi ve faizlerin yüksek seyri, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için önemli sonuçlar doğurabilir. Küresel risk iştahının azalması ve doların güçlenmesi, Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca ABD'nin borçlanma ihtiyacının artması, uluslararası sermaye akımlarını etkileyerek Türkiye'nin dış finansman maliyetini yükseltebilir. Öte yandan, ABD ekonomisindeki yavaşlama sinyalleri, Türkiye'nin ihracat pazarlarını olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin, küresel finansal koşullardaki değişimlere karşı makroekonomik istikrarını koruması ve rezervlerini güçlendirmesi kritik önem taşıyor.