ABD, 16 Nisan 2025 Salı günü İran’ın güneybatısındaki Bushehr kentine yönelik füze saldırıları düzenledi. İran’ın tek nükleer enerji santraline ev sahipliği yapan bu liman kentinde dört ayrı noktanın vurulduğu bildirildi. Saldırıyla eşzamanlı olarak İran Meclisi, Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğini kalıcı hale getirmeyi öngören bir yasa teklifini resmen sundu. Gelişme, Basra Körfezi’nde tansiyonun kritik bir eşiğe ulaştığını gösteriyor.
Saldırının ayrıntıları ve ilk tepkiler
Bushehr, İran’ın en önemli stratejik noktalarından biri. Kentteki nükleer santral, uluslararası atom enerjisi kurumu denetiminde faaliyet gösteriyor. ABD’nin buraya yönelik saldırısı, bölgedeki askeri gerilimi yeni bir boyuta taşıdı. İran resmi haber ajansı IRNA, saldırıda dört hedefin vurulduğunu ancak can kaybına ilişkin henüz kesin bir bilgi olmadığını duyurdu. Tahran yönetimi olayı “savaş eylemi” olarak nitelendirirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acil toplantıya çağrıldı. ABD cephesinden resmi bir açıklama gelmezken, Beyaz Saray kaynakları operasyonun “savunma amaçlı” olduğunu öne sürdü.
Hürmüz Boğazı yasa teklifi
İran Meclisi’nin sunduğu yasa teklifi, ülkenin Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü ulusal güvenlik meselesi haline getiriyor. Teklif, İran Devrim Muhafızları’na boğazda geçişleri denetleme ve gerektiğinde müdahale yetkisi veriyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu stratejik su yolunun kontrolü, uluslararası enerji piyasalarında büyük bir belirsizlik yaratıyor. Uzmanlar, yasanın kabulü halinde Körfez’deki deniz ticaretinin sekteye uğrayabileceği ve küresel petrol fiyatlarının hızla yükselebileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bushehr saldırısı ve Hürmüz hamlesi, ABD ile İran arasında yıllardır süren gerginliğin yeni bir safhaya geçtiğini gösteriyor. İran’ın nükleer programı ve ABD’nin yaptırım politikaları nedeniyle zaten kırılgan olan ilişkiler, son olaylarla birlikte askeri çatışma riskini artırdı. Rusya ve Çin’in Tahran’a diplomatik destek açıklaması, krizin Küresel Güney ile Batı arasında daha geniş bir ayrışmaya dönüşme potansiyelini ortaya koyuyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, boğaz güvenliğinin sağlanması için uluslararası deniz gücü çağrıları yaparken, İsrail sessizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı’ndaki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenir. Olası bir petrol fiyatı şoku, Türkiye’nin cari açığını artırabilir ve enflasyonist baskıyı derinleştirebilir. Ayrıca, Ankara’nın Tahran ve Washington ile eş zamanlı yürüttüğü dengeli diplomasi, bu tür bir krizde daha da zorlaşacaktır. Türkiye, uluslararası hukuk ve boğaz geçiş serbestisi ilkelerine vurgu yaparak, hem enerji güvenliğini korumak hem de bölgesel çatışmanın bir parçası haline gelmemek için dikkatli bir denge politikası izlemek zorundadır.