ABD borsaları Salı günü alış ağırlıklı bir seyir izlerken, ana endeksler altı yılın en güçlü çeyrek performansını kaydetti. Yatırımcılar, açıklanan son ekonomik verileri değerlendirirken iş gücü piyasasına ilişkin sinyaller de dikkatle takip edildi. Bloomberg ekonomisti Enda Curran’ın aktardığına göre, piyasa oyuncuları Fed’in gelecek dönem politikalarına yönelik ipuçları ararken, istihdam verileri ekonominin yavaşlama ihtimaline karşı dirençli olduğunu gösterdi. S&P 500 ve Nasdaq endeksleri günü artıda tamamlarken, Dow Jones da sınırlı bir yükseliş kaydetti.
Altı yılın zirvesi: Çeyrek performansı ve Fed beklentileri
ABD hisse senedi piyasaları, 2024’ün ilk çeyreğini %10’a varan yükselişlerle tamamlayarak yatırımcıların yüzünü güldürdü. Bu, 2018’den bu yana en güçlü ilk çeyrek performansı olarak kayıtlara geçti. Teknoloji hisselerindeki toparlanma, yapay zeka odaklı şirketlerin ivme kazanması ve Fed’in faiz indirimlerine yaklaştığı beklentileri rallinin ana itici güçleri oldu. Salı günü açıklanan JOLTS verileri, iş ilanlarının Şubat ayında 8,7 milyon seviyesinde sabit kaldığını gösterdi. Bu rakam, iş gücü talebinin hala canlı olduğunu ancak aşırı ısınma sinyali vermediğini ortaya koydu. Piyasalar, Cuma günü açıklanacak tarım dışı istihdam verilerine odaklanmış durumda.
Küresel piyasalara yansımalar ve jeopolitik denklem
ABD’deki pozitif hava, Asya ve Avrupa borsalarına da kısmen yansıdı. Ancak yatırımcılar, Orta Doğu’daki gerilimler ve Çin ekonomisindeki yavaşlama sinyalleri nedeniyle temkinli. Öte yandan, ABD’de düşen petrol fiyatları ve güçlü dolar, gelişmekte olan ülkeler için karmaşık bir tablo oluşturuyor. Emtia fiyatlarındaki dalgalanma ve Fed’in faiz politikası, küresel sermaye akışlarını doğrudan etkiliyor. Dolar endeksinin 104 seviyesi civarında seyretmesi, gelişmekte olan para birimleri üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD borsalarındaki olumlu seyir ve Fed’in olası faiz indirimi sinyalleri, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için karmaşık sonuçlar doğuruyor. Küresel risk iştahının artması, TL varlıklarına kısa vadeli talep yaratabilir. Ancak Türkiye’nin kendi enflasyon ve cari açık dinamikleri, bu olumlu küresel havadan yeterince faydalanmasını zorlaştırıyor. Ayrıca, ABD’de istihdamın güçlü kalması, Fed’in faiz indirimlerini erteleyebileceği anlamına geliyor; bu da TL’nin değer kazanma potansiyelini sınırlıyor. Türkiye’nin ihracat rekabetçiliği açısından ise zayıf TL avantaj sağlıyor, ancak ithal enerji maliyetleri nedeniyle bu avantaj sınırlı kalıyor.