ABD'nin toplam ulusal borcu, tarihte ilk kez 40 trilyon dolar sınırını aşarak yeni bir rekora imza attı. Bu rakam, ülkenin son on yılda hızla artan kamu borcunun ne denli büyük bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Borçtaki bu artış, hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat yönetimler döneminde gerçekleşti; Donald Trump'ın başkanlık yaptığı 2017-2021 yılları arasında başlayan ivme, Joe Biden yönetimi süresince de devam etti ve son dört yılda borç neredeyse yüzde 50 artış gösterdi.
Borç Neden Bu Kadar Hızlı Arttı?
ABD'nin ulusal borcu, 2017 yılında yaklaşık 20 trilyon dolar seviyesindeydi. Trump yönetiminin uyguladığı vergi indirimleri ve askeri harcamalardaki artış, borcun ilk döneminde hızla yükselmesine neden oldu. 2020 yılında Covid-19 salgını patlak verdiğinde, hem Trump hem de Biden yönetimleri, ekonomiyi ayakta tutmak için trilyonlarca dolarlık teşvik paketleri açıkladı. Bu paketler, borcun 2021'de 28 trilyon dolara çıkmasına yol açtı. Biden yönetiminin altyapı yatırımları, iklim değişikliğiyle mücadele programları ve öğrenci kredisi affı gibi sosyal harcamaları da borcu daha da artırdı.
Kongre Bütçe Ofisi'nin (CBO) verilerine göre, federal hükümetin gelirleri ile giderleri arasındaki fark her yıl büyümeye devam ediyor. 2024 mali yılında bütçe açığının 1,8 trilyon dolar olması bekleniyor. Ulusal borcun bu kadar hızlı artmasında en büyük etkenlerden biri de faiz ödemeleri. Yükselen faiz oranları nedeniyle, borcun faiz yükü 2024'te 1 trilyon doları aşarak savunma bütçesini bile geride bıraktı.
Uzmanlar, borcun bu şekilde artmaya devam etmesi halinde ekonomik büyüme üzerinde olumsuz etkiler yaratacağını belirtiyor. Özellikle özel sektör yatırımlarının dışlanması, enflasyonun kontrol altına alınmasını zorlaştırması ve doların küresel rezerv para birimi olma özelliğini kaybetme riski gibi tehlikeler öne çıkıyor.
Küresel Ekonomiye Yansımaları
ABD'nin borç krizi, küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. Doların dünya genelinde rezerv para birimi olarak kullanılması, ABD'nin borçlanma maliyetlerini düşük tutuyor. Ancak borcun sürdürülemez bir seviyeye ulaşması durumunda, uluslararası yatırımcıların ABD tahvillerine olan güveni sarsılabilir. Bu da doların değer kaybetmesine ve küresel ticaretin olumsuz etkilenmesine neden olabilir.
Öte yandan, ABD'nin borçlanma ihtiyacı, küresel likidite koşullarını da etkiliyor. ABD dışındaki ülkeler, özellikle gelişmekte olan ekonomiler, ABD'nin yüksek bütçe açıkları nedeniyle kendi para birimleri üzerinde baskı hissedebiliyor. Çin, Japonya ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, ABD Hazine tahvillerinin en büyük yabancı alıcıları konumunda. Bu ülkelerin ellerindeki tahvillerin değeri, faiz oranlarındaki değişimlere bağlı olarak dalgalanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin artan borcu, Türkiye ekonomisi için dolaylı riskler barındırıyor. Yükselen ABD faiz oranları, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına neden olabiliyor; bu da Türk lirasının değer kaybetmesine ve enflasyonun artmasına yol açabiliyor. Ayrıca, ABD'nin borçlanma ihtiyacı, küresel dolar likiditesini etkileyerek Türkiye'nin dış finansman koşullarını zorlaştırabilir. Ancak Türkiye'nin kendi borç dinamikleri farklı; kamu borcunun GSYH'ye oranı düşük. Yine de, küresel faiz oranlarındaki artış, Türkiye'nin borç çevirme maliyetlerini artırabilir ve cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Bu nedenle, ABD'nin borç sürdürülebilirliği, Türkiye'nin ekonomik istikrarı açısından yakından takip edilmesi gereken bir konudur.