Altın fiyatları, ABD Hazine Bakanlığı'nın uzun vadeli borçlanma maliyetlerini dizginlemek için sürpriz bir adım atmasının ardından kaydettiği altı ayın en büyük kazancını koruyarak ons başına 4.500 doların hemen altında seyrediyor. Hazine'nin piyasaya geri dönüş sinyali olarak yorumlanan tahvil alım programı, ABD 30 yıllık tahvil getirilerini düşürdü ve doları zayıflatarak güvenli liman talebini artırdı. Yatırımcılar, merkez bankalarının politikaları ve jeopolitik belirsizlikler arasında altına yönelirken, analistler rekor seviyelerin devam edebileceği görüşünde.
Hazine'nin Sürpriz Hamlesi Piyasaları Nasıl Etkiledi?
ABD Hazine Bakanlığı, geçtiğimiz hafta sonunda yaptığı açıklamayla, uzun vadeli tahvillerin geri alımına başlayacağını duyurdu. Bu hamle, piyasalar tarafından borçlanma maliyetlerini kontrol altına alma ve getiri eğrisini istikrara kavuşturma çabası olarak yorumlandı. Uygulamanın özellikle 30 yıllık tahvilleri kapsaması, getirilerin düşmesine ve dolayısıyla dolar endeksinin gerilemesine yol açtı.
Hazine'nin bu adımı, daha önce de piyasası likiditesini artırmaya yönelik gerçekleştirdiği tahvil alımlarının bir benzeri olarak dikkat çekiyor. Ancak bu kez zamanlama, Fed'in faiz artırım döngüsünün zirvesinde olduğu ve enflasyonun hala hedefin üzerinde seyrettiği bir döneme denk geldi. Bu nedenle tahvil alımlarının, para politikasının sıkılaştırılmasıyla çelişkili bir görüntü oluşturduğunu belirten ekonomistler, Hazine'nin mali disiplinden ziyade borç sürdürülebilirliğini öncelediğini ifade ediyor.
Uygulamanın etkileri kısa sürede görüldü. ABD 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 4,2 seviyelerine gerilerken, 30 yıllık getiri yüzde 4,8'in altına indi. Bu durum, altın gibi getirisi olmayan varlıkları cazip hale getirdi. Ons altın, hafta başında yüzde 2,5'in üzerinde kazançla Nisan ayından bu yana en büyük günlük artışını kaydetti. Analistler, teknik direnç seviyesi olan 4.500 doların üzerinde kalıcı bir kırılımın mümkün olduğunu, ancak veri akışının ve Fed yöneticilerinin açıklamalarının yönü belirleyeceğini belirtiyor.
Altın Fiyatlarını Besleyen Diğer Faktörler
Altın, yalnızca tahvil getirilerinden beslenmiyor. Küresel merkez bankalarının alımları, varlık fiyatlarını destekleyen ikinci önemli faktör olarak öne çıkıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları, rezervlerini dolar dışındaki varlıklarla çeşitlendirme arayışında. Bu kapsamda Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerin son yıllarda yüklü miktarda altın aldığı biliniyor. Dünya Altın Konseyi verilerine göre, merkez bankalarının net alımları geçen yıl üst üste ikinci kez 1.000 tonun üzerinde gerçekleşti.
Jeopolitik riskler de altın talebini canlı tutuyor. Orta Doğu'da devam eden çatışmalar, Rusya-Ukrayna savaşı ve ticaret gerilimleri, yatırımcıların güvenli liman arayışını artırıyor. Dünyanın önde gelen yatırım bankalarından Goldman Sachs, yıl sonu için altın hedefini 5.000 dolar olarak açıkladı. Banka, merkez bankalarının alımlarının ve jeopolitik risklerin bu seviyeyi desteklediğini vurguladı.
Ancak bazı analistler, fiyatların aşırı yüksek olduğu ve bir düzeltmenin yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle ABD'de enflasyonun yavaşlaması ve Fed'in faiz indirimine gitmesi durumunda, reel getiriler artarak altının cazibesini azaltabilir. Ayrıca, global ekonomik toparlanma risk alma iştahını yükseltirse, altın satışları tetiklenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD tahvil getirilerindeki düşüş ve altındaki yükseliş, Türkiye ekonomisi için karmaşık bir tablo oluşturuyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın altın rezervleri son yıllarda artış gösterdi; bu durum, uluslararası rezervlerin güçlenmesi açısından olumlu. Ancak yükselen altın fiyatları, Türkiye'nin ithalat faturasını büyütebilir. Özellikle altın ithalatı, cari açığı olumsuz etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Diğer yandan, küresel risk iştahının azalması, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını sınırlayabilir. Bu nedenle Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını karşılaması güçleşebilir. Yatırımcılar açısından ise altın, TL bazında hızlı değer artışı sağlayan bir yatırım aracı olmaya devam ediyor; bu da iç piyasada tasarruf eğilimini dövizden altına kaydırabilir.