ABD federal hükümetinin toplam kamu borcu, tarihte ilk kez 40 trilyon dolar sınırını aştı. Böylece ülkenin borç yükü, son on yılda iki katından fazla artarak küresel ekonomi için yeni bir risk unsuru haline geldi. ABD Hazinesi verilerine göre, toplam borç 40,02 trilyon dolara ulaştı; bu rakam, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yaklaşık yüzde 120'sine denk geliyor. Borçtaki bu hızlı artış, özellikle COVID-19 salgını sonrası uygulanan devasa teşvik paketleri ve artan faiz giderlerinin etkisiyle gerçekleşti. Uzmanlar, bu tablonun hem ABD ekonomisi hem de dünya genelindeki finansal istikrar için ciddi sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.
On Yılda İki Kat: Borcun Tarihsel Seyri
ABD'nin toplam kamu borcu, 2014 yılında yaklaşık 17,6 trilyon dolar seviyesindeyken, 2024 itibarıyla 40 trilyon doları aşarak yüzde 127'lik bir artış kaydetti. Bu artışın arkasında yatan ana faktörler arasında, 2017 yılında kabul edilen vergi indirimleri, 2020 ve 2021'de salgınla mücadele için çıkarılan yaklaşık 5 trilyon dolarlık teşvik paketleri ve son dönemde altyapı ile iklim değişikliğiyle ilgili yatırım yasaları yer alıyor. Ayrıca, emeklilik ve sağlık harcamaları gibi zorunlu kalemlerdeki artış da borç yükünü sürekli olarak yukarı taşıyor.
Bu dönemde ekonomik büyümenin borç artışını yakalayamaması, borcun GSYİH'ye oranının yüzde 100'ün üzerine çıkmasına neden oldu. Kongre Bütçe Ofisi'nin (CBO) projeksiyonlarına göre, bu oran önümüzdeki on yılda daha da yükselerek yüzde 130'a ulaşabilir. Özellikle yaşlanan nüfusun sağlık ve sosyal güvenlik maliyetlerini artırması, borç sarmalının derinleşeceğine işaret ediyor.
Global Ekonomiye Yansımalar
ABD'nin artan borcu, dünyanın en büyük ekonomisi ve rezerv para birimi olan doların sahibi konumundaki ülkenin mali sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. ABD Hazinesi'nin ihraç ettiği tahviller, küresel finans sisteminin temel güvenli limanı olarak görülüyor; ancak borçtaki bu kontrolsüz artış, özellikle faiz oranlarının yükseldiği bir dönemde yatırımcıları endişelendiriyor. Artan faiz ödemeleri, federal bütçenin büyüyen bir kısmını emerek diğer kamu harcamalarına alan bırakmıyor. Bazı ekonomistler, bu durumun uzun vadede doların değer kaybetmesine ve enflasyonist baskıların artmasına yol açabileceğini savunuyor. Öte yandan, ABD'nin borç dinamikleri, gelişmekte olan ülkelerin dış borçlanma maliyetlerini de doğrudan etkileyerek, küresel faiz oranları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD kamu borcundaki bu artış, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli riskler barındırıyor. ABD'de faiz oranlarının yüksek seyretmesi, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarını hızlandırabilir ve Türk lirası üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca, artan borç yükü küresel bir mali krize yol açarsa, Türkiye'nin ihracat pazarları ve dış finansman koşulları olumsuz etkilenebilir. Ancak, Türkiye'nin kendi kamu borcunun GSYİH'ye oranının (yaklaşık %35) ABD'ye kıyasla düşük olması, ülkeyi bu alanda daha dayanıklı kılıyor. Bununla birlikte, ABD'nin borç sürdürülebilirliğine ilişkin endişelerin derinleşmesi, küresel ekonomideki belirsizlikleri artırarak Türkiye gibi gelişen ülkelerin dış borçlanma maliyetlerini yükseltebilir; bu durum, Türkiye'nin ekonomik istikrarı için yakından izlenmesi gereken bir konudur.