ABD'de federal hükümetin süregelen bütçe açıkları ve artan ulusal borcu, sadece kamu maliyesini değil, sıradan vatandaşın cebini de doğrudan etkiliyor. Uzmanlara göre, devlet borçlanmasındaki kontrolsüz artış, faiz oranlarını yukarı çekerek kredi kartlarından konut kredilerine kadar tüm borçlanma maliyetlerini artırıyor. Bu durum, özellikle düşük ve orta gelirli haneler için ekonomik yükü daha da ağırlaştırıyor.
Borç Sarmalı Nasıl İşliyor?
Federal hükümet, bütçe açıklarını kapatmak için tahvil ihraç ederek borçlanıyor. Bu tahvillerin faiz oranları, piyasadaki diğer borçlanma araçları için referans teşkil ediyor. Hükümet borcu arttıkça, yatırımcılar daha yüksek getiri talep ediyor, bu da genel faiz seviyesini yukarı çekiyor. ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz artırımları da bu süreci hızlandırıyor. Sonuç olarak, tüketiciler kredi çekerken, şirketler yatırım yaparken ve hatta eyalet hükümetleri altyapı projelerini finanse ederken daha yüksek faiz ödemek zorunda kalıyor.
Kongre Bütçe Ofisi'nin (CBO) verilerine göre, federal borcun GSYİH'ye oranı 2023'te yüzde 98 seviyesindeydi ve 2033'te yüzde 119'a ulaşması bekleniyor. Bu artış, faiz harcamalarının bütçe içindeki payını da büyütüyor. 2023 mali yılında net faiz ödemeleri 659 milyar dolara ulaştı ve bu rakamın 2033'te 1,4 trilyon doları aşması öngörülüyor. Bu, eğitim, sağlık ve altyapı gibi alanlara ayrılan kaynakların giderek borç faizine kayması anlamına geliyor.
Tüketicilere Yansıma: Kredi ve İpotekler Pahalılaşıyor
Mortgage faizleri, 2021'deki tarihi düşük seviyelerden (yüzde 3 civarı) 2023 sonunda yüzde 7'nin üzerine çıktı. Bu, aylık konut kredisi ödemelerini ciddi şekilde artırdı ve konut satın almayı birçok aile için imkansız hale getirdi. Kredi kartı faizleri de yüzde 20'leri aştı. Otomobil kredileri ve öğrenci kredileri de benzer şekilde pahalılaştı. Ekonomistler, bu durumun tüketici harcamalarını baskılayarak ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği uyarısında bulunuyor.
Uzun vadede, yüksek borçlanma maliyetleri özel sektör yatırımlarını da caydırabilir. Şirketler, yeni fabrika kurmak veya Ar-Ge yapmak yerine, mevcut borçlarını ödemeye odaklanabilir. Bu da verimlilik artışını ve istihdam yaratılmasını olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, Türkiye ekonomisini çeşitli kanallardan etkiliyor. Artan ABD faiz oranları, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına yol açarak Türk lirası üzerinde baskı yaratıyor. Ayrıca, küresel durgunluk endişeleri Türkiye'nin ihracatını olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin kendi yüksek enflasyonu ve cari açığıyla mücadele ettiği bir dönemde, küresel borçlanma maliyetlerindeki artış, merkez bankasının politikalarını daha da karmaşık hale getiriyor. Ankara'nın, mali disiplini güçlendirerek ve yapısal reformlarla yabancı yatırımcı güvenini artırarak bu dış şoklara karşı kırılganlığını azaltması gerekiyor.