Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) yaşanan diplomatik gerilim, Pazartesi günü ABD’nin Fransa’nın Ukrayna’ya ilişkin konuşması sırasında toplantı salonunu terk etmesiyle tırmandı. Bu hareket, uzun süredir müttefik olan iki ülke arasında insan hakları konusunda yaşanan ve giderek büyüyen bir anlaşmazlığın en somut göstergesi oldu. ABD’nin, BM İnsan Hakları Şefi’nin görev süresinin uzatılmasına ilişkin oylamada ‘hayır’ oyu kullanmasının ardından tansiyon yükselmişti. Fransa’nın bu kararı kınaması ve ardından ABD’nin gösterdiği tepki, Batı bloğu içindeki derin görüş ayrılıklarını gözler önüne serdi.
Diplomatik Krizin Perde Arkası
BMGK’daki oturum, Ukrayna’daki insan hakları ihlallerini ele almak üzere toplanmıştı. Fransa’nın daimi temsilcisi Nicolas de Rivière, yaptığı konuşmada Ukrayna’daki sivillerin maruz kaldığı saldırılara dikkat çekerek, uluslararası toplumu daha güçlü bir duruş sergilemeye çağırdı. Konuşma sırasında ABD’li diplomatların ayağa kalkıp salonu terk etmesi, diğer üye ülkelerin temsilcileri tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Bu hareket, ABD’nin artık Fransa’nın insan hakları söylemini dinlemek istemediğini açıkça ortaya koydu.
ABD’nin BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) görev süresinin uzatılmasına karşı çıkması, iki ülke arasındaki gerilimin fitilini ateşlemişti. Washington yönetimi, OHCHR’nin bazı ülkelere yönelik eleştirilerinde “çifte standart” uyguladığını savunurken, Paris bu görüşe şiddetle karşı çıktı. Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, yaptığı açıklamada “İnsan hakları evrenseldir ve pazarlık konusu olamaz” ifadelerini kullanarak ABD’nin kararını sert bir dille eleştirdi. Bu açıklamaların ardından BMGK’daki oturumda yaşananlar, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.
Atlantik Ötesi İttifakta Çatlaklar
ABD ve Fransa, tarihsel olarak Batı ittifakının temel taşlarından ikisi olarak görülmüştür. Ancak son yıllarda iki ülke arasında özellikle ticaret, iklim değişikliği ve Çin politikası gibi konularda görüş ayrılıkları yaşanıyor. İnsan hakları meselesi ise bu ayrılıklara yeni bir boyut ekledi. ABD’nin, İsrail ve Mısır gibi müttefiklerine yönelik eleştirilere karşı çıkması, bazı Avrupalı ülkeler tarafından insan hakları konusundaki taahhütlerin zayıfladığı şeklinde yorumlanıyor. Fransa ise bu konuda daha ilkeli bir duruş sergilemeye çalışıyor.
Diplomatik kaynaklara göre, ABD’nin BMGK’yı terk etmesi, Başkan Joe Biden yönetiminin uluslararası kurumlara yönelik tutumundaki sertleşmenin bir işareti olarak görülüyor. Özellikle İsrail’in Gazze’deki saldırılarına verdiği destek nedeniyle uluslararası kamuoyunda eleştirilen ABD, BM bünyesinde kendini yalnızlaştırma riskiyle karşı karşıya. Bu durum, Avrupa Birliği ülkeleriyle ilişkileri de olumsuz etkileyebilir. Fransa, Almanya ile birlikte AB’nin ortak bir insan hakları politikası geliştirmesi için çaba sarf ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ile Fransa arasındaki bu gerilim, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgesel ve küresel denklemleri yakından ilgilendiriyor. Türkiye, bir yandan NATO üyesi olarak ABD ile ittifak ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan Avrupa Birliği ile müzakere sürecini yürütüyor. Bu tür bir kriz, Türkiye’nin her iki tarafla da diyaloğunu güçlendirmesi için bir fırsat olabilir. Özellikle insan hakları konusunda Türkiye’nin zaman zaman eleştirilere maruz kaldığı düşünülürse, bu iki güçlü ülkenin kendi arasındaki çekişmesini dengeleyici bir rol oynaması mümkün. Ancak Ankara’nın bu süreçte dikkatli bir denge politikası izlemesi ve uluslararası hukuka bağlılığını vurgulaması önem taşıyor.