1957'de Sovyetler Birliği'nin Sputnik'i fırlatması, ABD'de bilimsel araştırmalara yönelen dev finansmanın miladı oldu. O dönemde ABD hükümeti, ülkedeki araştırma ve geliştirme (AR-GE) harcamalarının yaklaşık üçte ikisini karşılıyor; bu fonların büyük kısmı savunma alanına aktarılıyordu. Bu durum, Soğuk Savaş'ın ilk yıllarında Amerikan biliminin ana patronunun federal devlet olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Ancak günümüzde bu tablo köklü bir dönüşüm geçirdi; özel sektör, AR-GE harcamalarının lokomotifi hâline gelirken, devletin payı giderek azaldı. Peki, bu değişim ABD'nin bilimsel üstünlüğü ve küresel rekabet gücü açısından ne anlama geliyor?
Devletten Özel Sektöre Kayış
ABD'de federal hükümetin AR-GE finansmanındaki rolü, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte belirgin bir düşüş yaşadı. 1960'larda toplam AR-GE harcamalarının %65'ini karşılayan devlet, bugün bu oranı yaklaşık %25'e kadar geriletti. Buna karşılık, teknoloji devleri başta olmak üzere özel şirketler, toplam AR-GE yatırımlarının %70'inden fazlasını üstleniyor. Bu dönüşümün arkasında, Soğuk Savaş'ın getirdiği savunma odaklı teşviklerin azalması, özelleştirme ve deregülasyon politikaları ile Silikon Vadisi'nin yükselişi yatıyor.
Özel sektörün öncülüğü, özellikle dijital teknolojiler, biyoteknoloji ve yapay zekâ gibi alanlarda çığır açan yenilikleri hızlandırdı. Ancak bu durum, temel bilim araştırmalarının göz ardı edilmesi riskini de beraberinde getiriyor. Temel araştırmalar, ticari kaygılar gütmeksizin bilginin sınırlarını zorluyor ve uzun vadeli faydalar sağlıyor. Devlet finansmanındaki azalma, bu alandaki yatırımların da gerilemesine neden oldu. Örneğin, Ulusal Bilim Vakfı (NSF) bütçeleri son yıllarda enflasyon karşısında reel olarak düşüş gösterdi.
Pandemi dönemi, devletin AR-GE'deki rolünün yeniden değerlendirilmesine yol açtı. COVID-19 aşılarının geliştirilmesindeki hız, mRNA teknolojisi gibi onlarca yıllık temel araştırmaların ürünüydü. Bu, özel sektörün kısa vadeli ticari getirilere odaklanması nedeniyle yeterince finanse edilmeyen temel bilimin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, devletin özellikle ulusal güvenlik, sağlık ve iklim değişikliği gibi stratejik alanlarda AR-GE finansmanına ağırlık vermesi gerektiğini vurguluyor.
Küresel Rekabet ve Teknoloji Savaşları
Bu finansman dönüşümü, ABD'nin küresel teknoloji liderliğini doğrudan etkileyen bir faktör. Çin, devlet destekli agresif AR-GE politikalarıyla son yıllarda beşeri sermaye ve patent sayılarında ABD'yi yakaladı. ABD'nin özel sektör odaklı AR-GE modeli, yenilikçi girişimlerin ortaya çıkmasında başarılı olsa da, kaynak dağılımında dengesizliklere yol açıyor. Savunma ve havacılık gibi alanlarda ve yapay zekâ gibi geleceğin teknolojilerinde rekabet avantajını korumak için devletin daha aktif rol üstlenmesi tartışılıyor. Biden yönetiminin CHIPS ve Bilim Yasası gibi girişimleri, bu dengenin yeniden kurulmasına yönelik adımlar olarak öne çıkıyor.
Bölgesel düzeyde bakıldığında, ABD'nin AR-GE finansmanındaki bu kayış, Avrupa Birliği ve Japonya gibi gelişmiş ekonomilerde de benzer tartışmaları tetikliyor. AB, Horizon Avrupa programıyla kamu-özel sektör ortaklığını güçlendirmeye çalışırken, Japonya ise artan uluslararası rekabete karşı özel sektör güdümlü inovasyonu teşvik ediyor. Bu ülkelerde de devletin AR-GE'deki payı, ekonomik güvenlik stratejilerinin bir parçası olarak yeniden masaya yatırılmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin AR-GE finansmanındaki bu dönüşüm, Türkiye açısından önemli dersler barındırıyor. Türkiye, son yirmi yılda savunma sanayiinden teknolojiye birçok alanda yerli AR-GE kapasitesini geliştirdi. Ancak toplam AR-GE harcamalarının GSYİH'ye oranı hâlâ %1'in altında ve OECD ortalamasının gerisinde. Özel sektörün AR-GE'ye katılımı artarken, devletin temel bilimlere ayırdığı kaynaklar yetersiz. Ankara, ulusal teknoloji hamlesini sürdürürken, ABD örneğindeki gibi devlet desteğini stratejik alanlara yoğunlaştırmalı; savunma, enerji ve sağlık gibi kritik sektörlerde sürdürülebilir bir AR-GE ekosistemi kutmalı. Ayrıca, Türkiye'nin teknoloji alanındaki bağımsızlığını pekiştirmesi, uluslararası iş birliklerini geliştirmekle mümkün olabilir.