Financial Times baş yazarı Martin Wolf, eski Cumhuriyetçi danışman Robert Kagan ile ABD ara seçimlerinin Amerikan demokrasisi açısından taşıdığı riskleri ele aldı. 8 Kasım 2022’de yapılacak ara seçimler öncesinde, anketler Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu alabileceğine işaret ediyor. Wolf ve Kagan, seçim sonuçlarının sadece Kongre’nin kontrolünü değil, aynı zamanda hukuk devleti ve seçim güvenliği gibi temel demokratik kurumları da etkileyeceğini vurguladı.
Seçimlerin Arka Planı ve Demokratik Kurumlar
ABD’de 2022 ara seçimleri, Başkan Joe Biden’ın görevdeki ilk iki yılının ardından yapılıyor. Temsilciler Meclisi’nin 435 sandalyesinin tamamı ve Senato’nun 100 sandalyesinin 34’ü yenilenecek. Ayrıca 36 eyalette valilik ve çok sayıda eyalet yasama organı seçimi de yapılacak. Martin Wolf ve Robert Kagan, bu seçimlerin özellikle Cumhuriyetçi Parti içindeki seçim sonuçlarını reddetme eğiliminin güçlendiği bir dönemde gerçekleştiğine dikkat çekiyor. Kagan, 2020 başkanlık seçimlerinin ardından Kongre binasına düzenlenen baskının demokrasiye yönelik bir uyarı olduğunu belirtiyor. Wolf ise, seçimleri kazanamayan adayların sonuçları sorgulamasının demokratik meşruiyeti aşındırdığını ifade ediyor.
Uzmanlar, ara seçimlerin ekonomik belirsizlik ve yüksek enflasyon ortamında yapıldığına işaret ediyor. ABD’de enflasyon son 40 yılın zirvesinde seyrederken, Fed’in faiz artırımları piyasaları sarsıyor. Wolf, ekonomik sıkıntıların seçmen davranışını etkileyerek popülist söylemleri güçlendirebileceğini söylüyor. Kagan ise, Cumhuriyetçi Parti’nin özellikle seçim güvenliği konusundaki söylemlerinin kurumsal güveni zedelediğini savunuyor. Her iki isim de, seçim sonuçlarının ardından olası hukuki itirazların ve siyasi kutuplaşmanın demokratik süreçleri kilitleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD’deki demokratik istikrar, küresel ekonomi ve güvenlik politikalarını doğrudan etkiliyor. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de siyasi belirsizlik, uluslararası ticaret anlaşmalarından iklim politikalarına kadar birçok alanda karar alma süreçlerini yavaşlatabilir. Özellikle Ukrayna savaşı ve Çin ile artan rekabet bağlamında, Washington’un dış politika duruşunda bir değişiklik olup olmayacağı merak ediliyor. Kagan, Cumhuriyetçilerin Kongre’yi ele geçirmesi halinde Biden yönetiminin dış politika önceliklerinin sekteye uğrayabileceğini, bunun da müttefikler nezdinde güven kaybına yol açabileceğini belirtiyor. Wolf ise, demokratik gerilemenin ABD’nin küresel liderlik iddiasını zayıflattığını ve otoriter rejimlere karşı mücadelede elini zayıflattığını vurguluyor.
Ara seçimler aynı zamanda ABD’nin iklim politikaları için de kritik. Biden yönetiminin Enflasyon Azaltma Yasası ile öngördüğü yeşil dönüşüm yatırımları, Kongre’nin el değiştirmesi halinde kesintiye uğrayabilir. Bu durum, küresel iklim hedefleri açısından da risk oluşturuyor. Wolf ve Kagan, seçmenlerin sadece ekonomik çıkarlar değil, aynı zamanda demokratik değerler için de sandıkta tercih yapması gerektiğini savunuyor. Ancak her iki isim de, Amerikan toplumundaki derin kutuplaşmanın seçim sonuçları ne olursa olsun devam edeceğini kabul ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’deki ara seçimler, Türkiye-ABD ilişkileri açısından dolaylı da olsa önemli sonuçlar doğurabilir. Kongre’de çoğunluğun değişmesi, Türkiye’ye yönelik silah satışları ve yaptırım kararlarında etkili olabilir. Özellikle F-16 modernizasyonu ve İsveç’in NATO üyeliği gibi dosyalarda Kongre’nin tutumu belirleyici. Ayrıca ABD’nin küresel ekonomik istikrarı ve dış politika öncelikleri, Türkiye’nin ihracat ve güvenlik politikalarını etkileyebilecek. Washington’daki siyasi belirsizlik, Ankara’nın Batı ile ilişkilerinde temkinli bir diplomasi izlemesini gerektirebilir.