ABD Adalet Bakanlığı (DoJ), Kaliforniya'da 28 yeşil kart sahibi hakkında seçmen kaydı sahtekarlığı ve yasadışı oy kullanma suçlamalarıyla yasal işlem başlattı. Bakanlık, söz konusu kişilerin federal yasaları ihlal ederek seçmen kütüklerine kaydolduğunu ve oy verdiğini öne sürüyor. Bu hamle, Başkan Donald Trump döneminde Adalet Bakanlığı'nın vatandaş olmayan seçmenlere yönelik artan baskısının son ve en kapsamlı adımı olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı: Göçmen karşıtı politikaların bir parçası
Trump yönetimi, göreve geldiğinden bu yana seçim güvenliğini gerekçe göstererek vatandaş olmayan kişilerin oy kullanmasını engellemeye yönelik çeşitli adımlar attı. Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulan özel bir birim, ülke genelinde benzer soruşturmalar yürütüyor. Kaliforniya'daki son dava, bu soruşturmaların en somut sonuçlarından biri. Yetkililer, yeşil kart sahiplerinin federal yasalara göre federal seçimlerde oy kullanamayacağını, ancak bazı eyaletlerin yerel seçimlerde vatandaş olmayanlara oy hakkı tanıdığını hatırlatıyor. Ancak federal yasa, vatandaş olmayanların federal seçimlerde oy kullanmasını kesin olarak yasaklıyor. İddianameye göre, sanıklar hem yerel hem de federal seçimlerde oy kullanarak yasaları ihlal etti. Adalet Bakanlığı yetkilileri, bu tür suçlamaların seçim bütünlüğünü korumak için gerekli olduğunu savunuyor. Öte yandan göçmen hakları savunucuları, bu tür davaların sistematik bir sorunu değil, münferit hataları hedef aldığını ve göçmen topluluklarını korkutmayı amaçladığını belirtiyor. Kaliforniya, geniş göçmen nüfusu ve ilerici politikalarıyla bilinen bir eyalet olarak, federal hükümetle eyalet yönetimi arasında gerilim yaratan bir konumda. Eyalet yetkilileri henüz konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmadı.
Bölgesel ve küresel boyut: Seçim güvenliği tartışmaları derinleşiyor
ABD'de seçim güvenliği ve göçmenlerin oy hakkı konusu, son yıllarda siyasi kutuplaşmanın merkezinde yer alıyor. Trump, 2016 ve 2020 seçimlerinde yasadışı oy kullanımının yaygın olduğunu defalarca iddia etmiş, ancak bu iddialar mahkemelerde kanıtlanamamıştı. Yeni dava, bu iddiaları yeniden gündeme getirirken, Adalet Bakanlığı'nın kaynaklarını bu tür soruşturmalara yönlendirmesi eleştirilere yol açıyor. Özellikle göçmen hakları örgütleri, bu davaların seçim sahtekarlığının gerçek boyutunu abarttığını ve gereksiz yere göçmenleri hedef aldığını söylüyor. Uluslararası alanda ise ABD'nin göçmen politikaları ve seçim uygulamaları, demokrasi standartları açısından izleniyor. Avrupa Birliği ve diğer demokratik ülkeler, ABD'deki gelişmeleri insan hakları ve göçmen hakları bağlamında değerlendiriyor. Bu dava, aynı zamanda ABD'nin federal yapısı içinde eyaletlerin seçim yasalarındaki farklılıkların yarattığı karmaşıklığı da gözler önüne seriyor. Kaliforniya gibi göçmen dostu eyaletler, federal hükümetin bu tür müdahalelerini kendi yetki alanlarına saldırı olarak görebiliyor. Adalet Bakanlığı'nın bu hamlesi, 2024 seçimlerine giden süreçte göçmen karşıtı söylemi güçlendirebilir ve seçmen davranışlarını etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmemekle birlikte, küresel göç politikaları ve seçim güvenliği tartışmaları açısından dolaylı etkiler taşıyor. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde göçmenlik ve vize konularını sık sık gündeme getiriyor. ABD'nin yeşil kart sahiplerine yönelik bu tutumu, Türk vatandaşlarının ABD'deki seçim süreçlerine katılımı veya göçmenlik statüleri konusunda dikkatli olmaları gerektiğini hatırlatıyor. Ayrıca, ABD'deki seçim sahtekarlığı iddiaları, Türkiye'nin de zaman zaman dile getirdiği seçim güvenliği konusundaki hassasiyetlerle paralellik gösterebilir; ancak Türkiye'nin kendi seçim sistemi farklı dinamiklere sahip. Küresel ölçekte, göçmen karşıtı politikaların yükselişi, Türkiye gibi göçmen kabul eden ülkeler için de bir emsal teşkil edebilir ve uluslararası göç rejimini etkileyebilir.