ABD Adalet Bakanlığı (DoJ), eyalet yönetimlerinin tamamının belgesiz göçmenleri federal hükümete bildirme yükümlülüğünü genişleten yeni bir yasal görüş yayımladı. Görüş, bu sorumluluğun yalnızca refah programlarından sorumlu kurumlarla sınırlı olmadığını, eyalet hükümetinin tüm organlarını kapsadığını belirtiyor. Karar, Trump yönetiminin göçmenlik yaptırımlarını sıkılaştırma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Yasal görüşün içeriği ve kapsamı
Adalet Bakanlığı'nın Hukuk Danışmanlığı Ofisi tarafından hazırlanan görüş, 1996 tarihli Göçmenlik ve Vatandaşlık Yasası'nın (INA) 434. maddesine dayanıyor. Bu madde, eyalet hükümetlerinin belgesiz göçmenlerin varlığını federal yetkililere bildirmesini öngörüyor. Ancak önceki yorumlar, bu yükümlülüğün yalnızca göçmenlik yardımı başvurularını işleyen kurumlara ait olduğu yönündeydi. Yeni görüşle birlikte, eyalet polisinden eğitim kurumlarına, sağlık departmanlarından motorlu taşıt dairelerine kadar tüm kamu kurumlarının belgesiz göçmenleri tespit etmeleri halinde federal makamlara bildirmesi gerektiği belirtiliyor.
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, kararın 'ülkenin göçmenlik yasalarını uygulama ve kamu güvenliğini sağlama' amacını taşıdığını söyledi. Leavitt, 'Belgesiz göçmenlerin bulunduğu eyaletlerin artık sorumluluktan kaçınma lüksü yok' dedi. Ancak karar, Demokratik eyalet liderleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından sert şekilde eleştirildi. New York Başsavcısı Letitia James, 'Bu görüş, eyaletlerin federal ajan gibi davranmasını gerektiriyor ve anayasaya aykırıdır. Mahkemeye taşıyacağız' diye açıkladı.
Siyasi ve bölgesel yansımalar
Bu gelişme, ABD'nin göç politikasındaki derin kutuplaşmayı yeniden gündeme getirdi. 2024 seçim kampanyasında göçmenlik karşıtı söylemleriyle öne çıkan eski Başkan Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada 'Göçmen istilasına karşı son kaledeyiz' ifadelerini kullandı. Trump'ın 2025'te yeniden başkan olması halinde bu görüşü daha da ileri taşıyabileceği belirtiliyor. Öte yandan, California ve Illinois gibi göçmen dostu eyaletlerin 'sığınak şehir' politikalarına devam edeceği ve federal yaptırımlara direneceği öngörülüyor.
Uzmanlar, bu kararın ABD'deki yaklaşık 11 milyon belgesiz göçmenin yaşamını doğrudan etkileyebileceğini, özellikle sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimde caydırıcı etkiler yaratacağını belirtiyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), kararın 'korku iklimi' yaratacağını ve göçmen topluluklarının yetkililerle iletişimini koparacağını savunuyor. Ayrıca, kararın federal mahkemelerde uzun süreli hukuki mücadelelere yol açması bekleniyor; bazı hukukçular, eyaletlerin federal hükümetin yasalarını uygulamak zorunda olmadığına dair anayasal ilkelere atıfta bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmenin Türkiye'ye doğrudan bir etkisi bulunmamakla birlikte, ABD'nin iç siyasetindeki bu tür hamleler, küresel göçmenlik politikalarına yönelik yaklaşımı etkileyebilir. Türkiye, halihazırda dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapıyor ve göç yönetimi konusunda önemli deneyime sahip. ABD'deki bu katı uygulamalar, uluslararası toplumda göçmen karşıtı söylemlerin güçlenmesine yol açabilir; bu da Türkiye'nin Avrupa Birliği ile göç anlaşmaları ve Suriyeli mültecilerin durumu gibi konularda müzakere gücünü dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, ABD'de yaşayan Türk vatandaşları ve göçmen toplulukları açısından, bu tür düzenlemelerin gelecekteki uygulamaları yakından izlenmelidir.