ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Kaliforniya'da vatandaş olmayan 28 kişiyi oy kullanma suçlamasıyla hedef aldığını ve haklarında suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi. Bakanlık, aynı gün federal yetkililerin Kaliforniya'da yaşayan ve aralarında 28 kişinin bulunduğu gruptan 11'ini tutukladığını duyurdu. Bu gelişme, ABD'de seçim güvenliği ve göçmenlik politikaları arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıdı.
Olayın arka planı ve Adalet Bakanlığı'nın adımları
Adalet Bakanlığı'nın Pazartesi günü yayımladığı basın açıklamasına göre, federal yetkililer Kaliforniya'da düzenledikleri operasyonda, ülkede yasal olarak ikamet eden ancak vatandaş olmayan 11 kişiyi gözaltına aldı. Bakanlık, bu kişilerin 28 kişilik bir grubun parçası olduğunu ve seçmen kayıtlarında usulsüzlük yaptıkları iddiasıyla suçlandıklarını belirtti. Açıklamada, suçlamaların detayına ilişkin fazla bilgi verilmedi, ancak vatandaş olmayan kişilerin federal seçimlerde oy kullanmasının yasak olduğu hatırlatıldı.
DOJ'un hamlesi, son yıllarda özellikle Cumhuriyetçi çevrelerden sıkça dile getirilen "seçmen sahtekarlığı" iddialarına yönelik bir adım olarak yorumlanıyor. Ancak uzmanlar, vatandaş olmayan kişilerin oy kullanmasının son derece nadir olduğunu ve bu tür vakaların seçim sonuçlarını etkileyecek düzeyde olmadığını vurguluyor. Bakanlığın açıklamasında, soruşturmanın nasıl başlatıldığına dair bilgi yer almıyor.
Kaliforniya, ABD'nin en kalabalık eyaleti ve aynı zamanda göçmen nüfusun yoğun olduğu bir bölge. Federal yetkililerin bu eyalette gerçekleştirdiği operasyon, göçmen karşıtı politikaları destekleyen gruplar tarafından memnuniyetle karşılanabilir. Öte yandan, göçmen hakları savunucuları, bu tür uygulamaların göçmen toplulukları üzerinde korku yarattığını ve seçmen kayıtlarında hatalar olabileceğini belirtiyor.
Seçim güvenliği ve göçmenlik politikaları çerçevesinde tartışma
ABD'de vatandaş olmayan kişilerin oy kullanması federal yasalara göre suç. Ancak, bazı eyaletlerde sürücü belgesi alırken otomatik seçmen kaydı gibi uygulamalar, vatandaş olmayan kişilerin yanlışlıkla seçmen kayıtlarına eklenmesine yol açabiliyor. Bu tür hatalar, zaman zaman siyasi tartışmalara malzeme oluyor. Adalet Bakanlığı'nın son hamlesi, bu tür hataların kasıtlı bir sahtekarlık olarak mı yoksa sistemik bir sorun olarak mı ele alınması gerektiği tartışmasını derinleştirebilir.
Seçim güvenliği, 2020 başkanlık seçimlerinden bu yana ABD siyasetinin en kutuplaştırıcı konularından biri. Eski Başkan Donald Trump ve müttefikleri, seçimlerde yaygın usulsüzlük olduğu iddialarını defalarca dile getirmiş, ancak bu iddialar mahkemelerde kanıtlanamamıştı. Biden yönetimi döneminde Adalet Bakanlığı, seçim suçlarına yönelik soruşturmaları sürdürüyor. Son operasyon, Bakanlığın bu konudaki kararlılığını gösteriyor olarak yorumlanabilir.
Öte yandan, göçmenlik ve seçmen hakları alanındaki sivil toplum kuruluşları, bu tür davaların göçmen toplulukları üzerinde caydırıcı etki yaratabileceği uyarısında bulunuyor. Vatandaş olmayan kişilerin seçmen kayıtlarına yanlışlıkla eklenmesi durumunda, bunun genellikle idari bir hata olduğu ve cezai sorumluluk gerektirmediği savunuluyor. Adalet Bakanlığı'nın bu davada hangi kanıtlara dayandığı ise henüz bilinmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, göçmenlik ve seçim güvenliği konularında küresel bir tartışmanın parçası. Türkiye, kendi seçim sisteminde yurt dışında yaşayan vatandaşlarının oy kullanmasına izin veriyor ve bu süreçte kimlik doğrulama önemli bir yer tutuyor. ABD'deki uygulama, vatandaşlık ve seçmen kaydı arasındaki ilişkinin önemini gösteriyor. Ayrıca, ABD'nin göçmen politikalarındaki sertleşme, Türkiye'den ABD'ye göç edenler için potansiyel riskler oluşturabilir. Türk dış politikası açısından, ABD'deki seçim süreçlerinin istikrarı, iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin seyrini etkileyebilir. Ancak bu olayın doğrudan bir yansıması beklenmiyor.