ABD Dışişleri Bakanlığı, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve diğer üst düzey Filistinli yetkililere yönelik vize yasağını uzatma kararı aldı. Bu karar, Abbas'ın önümüzdeki hafta New York'ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılmasını engelleyecek. Karar, Washington ile Ramallah arasındaki gerilimin son göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Vize Yasağının Arka Planı ve Kapsamı
ABD yönetimi, Filistin yönetimini terörizme teşvik etmekle suçladığı için bu yasağı uyguladığını belirtiyor. Vize yasağı, Abbas'ın yanı sıra Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve El Fetih hareketinin diğer önde gelen isimlerini de kapsıyor. ABD'nin kararı, Filistin yönetiminin uluslararası platformlarda İsrail karşıtı girişimlerini sürdürmesi ve ABD'nin arabuluculuğunu reddetmesi nedeniyle alındığı ifade ediliyor.
Bu yasak ilk olarak 2018 yılında, Filistin yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) İsrail'i şikayet etmesinin ardından getirilmişti. O dönemde Washington, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Washington'daki ofisinin kapatılmasını da talep etmişti. Abbas, 2018'den bu yana BM Genel Kurulu'na katılamıyor; ancak 2019'da yaptığı konuşmayı video konferans yoluyla yapmıştı.
Filistin yönetimi, ABD'nin bu kararını "uluslararası hukuka aykırı" ve "Filistin halkının sesini susturmaya yönelik" bir adım olarak nitelendirdi. Filistin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ABD'nin bu tutumunun barış sürecine zarar verdiği vurgulandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin vize yasağını uzatması, Orta Doğu barış sürecinde yeni bir tıkanıklığa işaret ediyor. Başkan Donald Trump döneminde başlatılan ve Filistin yönetimini tamamen devre dışı bırakan politikalar, Joe Biden yönetiminde de büyük ölçüde sürdürülüyor. Biden yönetimi, Filistin meselesine daha dengeli bir yaklaşım sergileyeceği sinyali vermiş olsa da, vize yasağının uzatılması, pratikte önemli bir değişiklik olmadığını gösteriyor.
Uluslararası alanda ise Filistin yönetimi, BM Genel Kurulu'nu kullanarak İsrail'e karşı diplomatik baskıyı artırmaya çalışıyor. Abbas'ın BM kürsüsünden yapacağı konuşma, Filistin davasını uluslararası kamuoyuna duyurmak için önemli bir fırsattı. Vize yasağı nedeniyle bu fırsatın kaçırılması, Filistin yönetimini zor durumda bırakabilir. Öte yandan, bazı Avrupa ülkeleri ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, ABD'nin bu kararını eleştirerek, Filistinli yetkililerin BM çalışmalarına katılmasının engellenmemesi gerektiğini savunuyor.
Uzmanlar, ABD'nin bu adımının İsrail'e verilen koşulsuz desteğin bir parçası olduğunu ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun aşırı sağcı koalisyon hükümetinin politikalarını meşrulaştırdığını belirtiyor. Ayrıca, bu tür kısıtlamaların Filistin yönetimini daha radikal tutumlara itebileceği ve barış umutlarını daha da zayıflatabileceği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Filistinli yetkililere yönelik vize yasağını uzatması, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek açısından önemli bir gelişmedir. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistin'in haklarını savunmakta ve İsrail'in uygulamalarını eleştirmektedir. Bu karar, ABD'nin Orta Doğu barış sürecindeki tarafsızlığını yitirdiğini gösterirken, Türkiye'nin bölgede Filistin halkının yanında yer alma politikasını haklı çıkarmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin BM gibi platformlarda Filistin meselesini gündeme taşıma çabaları, bu tür engellemelere rağmen devam edecektir. Türkiye, Filistinli yetkililerin uluslararası toplantılara katılımının engellenmesinin kabul edilemez olduğunu savunmakta ve bu konuda diplomatik girişimlerde bulunmaktadır.