ABD, 4 Temmuz 2026'da Bağımsızlık Bildirgesi'nin 250. yıl dönümünü kutlarken, ülke genelinde geçit törenleri, havai fişek gösterileri ve barbekü partileri düzenleniyor. Ancak bu kutlamaların gölgesinde, Amerikan kamuoyunun büyük bir kısmı, kıtasal bir cumhuriyetten küresel bir imparatorluğa dönüşümün farkında değil. Aslında ABD, 1898 İspanya-Amerika Savaşı'ndan bu yana denizaşırı topraklar edinmiş, II. Dünya Savaşı sonrası ise 800'den fazla askeri üs ile dünyanın dört bir yanına yayılmış bir güç haline gelmiştir. Bugün ABD'nin askeri harcamaları, onu takip eden 10 ülkenin toplamından daha fazladır.
Küresel askeri varlık ve müdahalecilik
ABD'nin imparatorluk yapısı, resmi olarak bir sömürge imparatorluğu olarak tanınmasa da, fiili olarak dünya genelinde geniş bir etki alanı oluşturmuştur. 1950'den bu yana onlarca ülkede askeri müdahalede bulunan ABD, 2001 sonrası Afganistan ve Irak işgalleriyle bu eğilimi pekiştirmiştir. CIA'in gizli operasyonları, ekonomik yaptırımlar ve diplomatik baskılar da imparatorluk yönetiminin diğer araçlarıdır. Örneğin, 1973'te Şili'deki Salvador Allende hükümetinin devrilmesi, 1980'lerde Nikaragua'daki Kontra savaşı ve 2011 Libya müdahalesi, bu müdahaleciliğin örnekleridir. ABD'nin resmi söyleminde "demokrasi yayma" ve "insani müdahale" olarak tanımlanan bu eylemler, birçok akademisyene göre klasik imparatorluk pratiklerini yansıtmaktadır.
Asya-Pasifik'te yeni jeopolitik rekabet
ABD'nin imparatorluk karakteri, son yıllarda Asya-Pasifik bölgesinde daha belirgin hale gelmiştir. Çin'in yükselişine karşı AUKUS paktı, Dörtlü Diyalog (Quad) ve Hint-Pasifik stratejisi, ABD'nin bölgedeki askeri ve ekonomik nüfuzunu artırma çabalarını yansıtmaktadır. Tayvan Boğazı, Güney Çin Denizi ve Kuzey Kore tehdidi gibi konulardaki ABD angajmanı, küresel güç dengesini şekillendirmektedir. Ancak bu politika, ABD'nin kendi iç sorunlarına rağmen dışarıda savaşlar finanse ettiği eleştirilerine yol açmaktadır. Kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların giderek daha fazla iç meselelere odaklanmak istediğini gösterse de, Washington'daki karar alıcılar askeri harcamaları artırmaya devam etmektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin isimsiz imparatorluk olarak işleyişi, Türkiye gibi NATO müttefiki ülkeler için karmaşık sonuçlar doğurmaktadır. Ankara, ABD'nin bölgesel müdahaleleri ve askeri üs ağı içinde bir denge politikası izlemek zorundadır. ABD'nin Suriye'de PYD/YPG'ye verdiği destek, Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti ve F-35 savaş uçakları krizi, ikili ilişkilerdeki gerilimlerin başlıcalarıdır. Trump dönemiyle başlayan stratejik yabancılaşma, Biden yönetiminde de kısmen devam etmiştir. Türkiye için temel zorluk, ABD küresel sistemiyle bağlarını korurken, egemenliğini ve bölgesel çıkarlarını savunmaktır. Bu bağlamda, Türkiye'nin çok eksenli dış politika arayışı, ABD'nin imparatorluk reflekslerine karşı bir uyum stratejisi olarak görülebilir.