ABD Senatosu, 1 trilyon doları aşan 2025 mali yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasasını (NDAA) onayladı. Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen ve Başkan Joe Biden'ın imzasına sunulan yasa, ABD tarihinin en büyük askeri bütçesi olma özelliğini taşıyor. 895 milyar doları aşan temel savunma harcamalarının yanı sıra, 33 milyar dolar Ukrayna'ya askeri yardım, 8 milyar dolar ise Hint-Pasifik bölgesindeki caydırıcılık çabaları için ayrıldı. Yasa, özellikle Ortadoğu'da İsrail ve Körfez ülkelerine yönelik silah satışlarını hızlandırmayı ve bölgedeki ABD askeri varlığını güçlendirmeyi hedefliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Savunma bütçesi, ABD'nin küresel askeri angajmanlarını yeniden şekillendirmeyi amaçlıyor. Pentagon'un modernizasyon programları kapsamında yeni nesil nükleer denizaltılar, hipersonik füzeler ve yapay zeka destekli savaş sistemlerine önemli kaynak aktarılıyor. Bütçede, ABD ordusunun Çin ve Rusya'ya karşı askeri üstünlüğünü korumak için Arktik bölgesinden uzaya kadar geniş bir yelpazede yatırımlar öngörülüyor. Ayrıca, İsrail'in Demir Kubbe hava savunma sisteminin geliştirilmesi, Suudi Arabistan ve BAE'ye silah satışlarının hızlandırılmasıyla birlikte, Ortadoğu'daki ABD müttefiklerine yönelik askeri destek paketleri dikkat çekiyor.
Yasa, silah sistemlerinde yerli üretimi teşvik eden maddeler içeriyor. ABD savunma sanayii şirketleri, özellikle Lockheed Martin, Raytheon ve Northrop Grumman gibi devler, bütçeden en büyük payı alan kuruluşlar arasında. Ancak yasa, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından bölgesel askeri varlığını artırma yönünde eleştiriler de alıyor. Bazı senatörler, bu bütçenin ABD'nin savaş yorgunluğunu görmezden geldiğini ve daha fazla şiddet döngüsüne yol açacağını savundu. Yine de iki partili geniş bir destekle kabul edilen yasa, ABD'nin küresel askeri liderlik rolünü sürdürme kararlılığını yansıtıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yeni savunma bütçesi, Ortadoğu'da İran'a karşı bir güç gösterisi olarak yorumlanıyor. ABD'nin bölgedeki askeri üslerini güçlendirmesi, özellikle Katar'daki El-Udeid Üssü ve Bahreyn'deki 5. Filo merkezine yapılacak yatırımlarla Körfez'deki deniz gücünü artırması bekleniyor. Ayrıca, İsrail'in savunma kabiliyetlerini geliştirmek için ayrılan 11 milyar dolarlık yardım paketi, İran'ın nükleer programına karşı olası bir askeri seçeneği masada tutuyor. Bunun yanı sıra, Ukrayna'ya sağlanan 33 milyar dolarlık askeri desteğin, Doğu Avrupa'daki güç dengesini Rusya aleyhine çevirmesi öngörülüyor. Tayvan'a yönelik askeri yardımın artırılması ise Çin'i rahatsız edecek bir adım olarak değerlendiriliyor.
Bütçenin bir diğer önemli boyutu, silah satışlarının önündeki bürokratik engellerin kaldırılması. Kongre'nin onayı olmadan acil durumlarda daha hızlı silah satışı yapılmasını sağlayan maddeler, özelikle Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik savunma anlaşmalarını hızlandıracak. Bu durum, Yemen savaşında sivillerin ölümüne neden olan silahların satışı konusunda insan hakları örgütlerinin eleştirilerini yeniden gündeme getiriyor. Öte yandan, bütçe içinde yer alan küresel terörle mücadele fonları, ABD'nin Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesindeki askeri varlığını sürdürmesini sağlıyor. Nükleer silahların modernizasyonu için ayrılan 45 milyar dolar ise küresel silahsızlanma çabalarına darbe vuruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu bütçe, Türkiye'nin güvenlik çevresi açısından iki ucu keskin bir bıçak niteliğinde. Bir yandan, ABD'nin İran'a karşı sertleşen tutumu, Türkiye'nin güney sınırında istikrarsızlık riskini artırabilir. Diğer yandan, PKK/YPG'ye sağlanan silah yardımlarının bu bütçe kapsamında artırılma ihtimali, Türkiye'nin terörle mücadelesini zorlaştırabilir. Ayrıca, Yunanistan'a yönelik askeri dengenin bozulmasına karşı dikkatli olunmalı. Ancak bütçede yer alan F-16 modernizasyon fonunun Türkiye'ye tahsis edilmesi, ikili ilişkilerde pozitif bir adım olabilir. Türkiye, NATO müttefiki olarak bu bütçenin yansımalarını yakından takip etmeli, kendi savunma sanayii yatırımlarını bu küresel tabloya göre şekillendirmelidir.