Avrupa Birliği, Washington'a Filistin'in Birleşmiş Milletler (BM) delegasyonuna yönelik vize yasağını derhal geri alması çağrısında bulundu. AB yetkilileri, kararın uluslararası hukuka ve BM'nin evrensel üyelik ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı. Vize yasağı, Filistinli diplomatların BM toplantılarına katılmasını engelleyerek, New York merkezli kuruluşun işleyişini doğrudan etkiliyor. Avrupa başkentlerinden yükselen tepkiler, ABD'nin Orta Doğu politikasında müttefikleriyle yaşadığı görüş ayrılığını gözler önüne seriyor.
Vize Yasağının Arka Planı
ABD yönetimi, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı diplomatlara yönelik vize kısıtlamalarını sıkılaştırma kararını geçtiğimiz aylarda almıştı. Washington, bu adımı Filistin yönetiminin BM platformlarını "tek taraflı" girişimler için kullandığı iddiasıyla gerekçelendiriyor. Ancak Filistin tarafı, vize yasağının BM Genel Kurulu'nun 1947'deki 181 sayılı kararıyla tanınan temsil hakkını ihlal ettiğini savunuyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, yasağın "BM'nin çok taraflı yapısına zarar verdiğini" belirterek, ABD'yi kararı gözden geçirmeye davet etti.
Filistin'in BM daimi gözlemci statüsü, 2012'de Genel Kurul oylamasıyla kabul edilmişti. O tarihten bu yana Filistinli diplomatlar, BM toplantılarına katılarak görüşlerini uluslararası kamuoyuna aktarıyordu. Vize yasağı, Filistin heyetinin önümüzdeki haftalarda yapılacak kritik oturumlara katılımını riske atıyor. AB diplomatik kaynakları, yasağın "orantısız ve cezalandırıcı" olduğunu, barış sürecine zarar verdiğini ifade ediyor.
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin çoğu, Filistin'in BM'deki temsil hakkını destekliyor. Fransa, İspanya, Belçika ve İrlanda gibi ülkeler, ABD'nin kararına açıkça karşı çıktı. AB Konseyi'nde yapılan son toplantıda, üye ülkeler ortak bir bildiri yayınlayarak Washington'a "vize yasağını askıya alma" çağrısı yaptı. Bildiride, "BM evrensel bir platformdur ve tüm üyelerin temsilcileri bu platformda eşit haklara sahiptir" denildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin vize yasağı kararı, Orta Doğu barış sürecinde zaten kırılgan olan dengeleri daha da gerginleştirdi. Filistin yönetimi, kararı "siyasi bir saldırı" olarak nitelendirirken, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı da ABD'yi kınayan açıklamalar yaptı. BM Genel Sekreteri'nin ofisi, konuya ilişkin "endişelerini" dile getirdi ancak doğrudan bir yaptırım çağrısı yapmadı.
Uluslararası hukuk uzmanları, vize yasağının 1947 tarihli BM Merkezi Anlaşması'na (Headquarters Agreement) aykırı olabileceğini belirtiyor. Bu anlaşma, ABD'ye BM merkezine ev sahipliği yapma sorumluluğu yüklerken, üye ülke temsilcilerinin seyahat özgürlüğünü garanti altına alıyor. Eğer yasak devam ederse, Filistin, Uluslararası Adalet Divanı'na başvurma hakkını saklı tutuyor.
Avrupa Birliği'nin çağrısı, transatlantik ilişkilerde yeni bir çatlak yaratabilir. ABD yönetimi, İsrail'in güvenlik kaygılarını öne sürerken, Avrupa başkentleri Filistin'in diplomatik haklarının korunması gerektiğinde ısrarcı. Bu durum, İsrail-Filistin meselesinde AB'nin daha bağımsız bir çizgi izleme eğilimini güçlendiriyor. Önümüzdeki günlerde BM Genel Kurulu'nda yapılacak oylamalar, uluslararası toplumun tutumunu netleştirecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Filistin BM delegasyonuna vize yasağı, Türkiye'nin Filistin meselesindeki tutumunu yakından ilgilendiriyor. Ankara, Filistin'in BM'deki temsil hakkının korunmasını uzun süredir savunuyor ve vize yasağını uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendiriyor. AB'nin Washington'a yaptığı çağrı, Türkiye'nin diplomatik pozisyonuyla örtüşüyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Avrupa ile Filistin konusunda ortak hareket etme imkânını artırabilir. Ayrıca, ABD'nin tutumu, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir gerginlik kaynağı olabilir. Türkiye, Birleşmiş Milletler platformlarında Filistin lehine girişimlerini sürdürecektir. Vize yasağının kalkmaması, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilir ve Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir.